60 yaşıma bastığım gün, bir koltuğa oturup geriye baktım. Yaşadığım hayata… Ve içimden şu cümle geçti:
“Demek hepsi bu kadardı. Yolun sonuna yaklaştım.”
Peki ne öğrenmiştim?
Bir zamanlar tüm kalbimle inandığım nice şeyin, aslında birer yanılsamadan ibaret olduğunu…
Çocuklar mı?
Onların kendi hayatları var.
Sağlık mı?
Deli bir kovadan sızan su gibi, hızla tükeniyor.
Devlet mi?
Sayılarla ve vaatlerle süslenmiş bir umut… çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor.
Ve anladım ki…
Yaşlılığın merhameti yok. İnsanı en zayıf yerinden vuruyor: umudundan.
Ama yine de öğrendim. Hem de acı, çıplak ve dürüst bir şekilde.
1. Çocuklar yalnızlığa çare değildir
Bir ömür, “Yaşlanınca yanımda olurlar” diye düşünür insan.
Ama hayat başka türlü akar.
Onların da kendi yükleri, kendi telaşları, kendi dünyaları vardır.
Sen bir telefon beklersin…
Günler geçer, haftalar susar.
Sonra kısa bir mesaj düşer:
“Merhaba anne, iyiyim.”
Sevinirsin, evet…
Ama o sessiz boşluk, yine de kalır içinde.
Ve anlarsın: Çocuklar, yalnızlığa karşı bir garanti değildir.
2. Sağlık, en büyük sermayendir
Bir gün gelir, eskiden koşarak çıktığın merdivenlere bakarsın.
Ve anlarsın: Sağlık, tükenmez bir kaynak değilmiş.
O yüzden…
Onu korumak, bir seçenek değil; bir zorunluluktur.
3. Para ve emeklilik gerçeği