Devlet, bir gaye değil, bir vasıtadır. Devletin mevcudi­yeti, onun temsil ettiği· milletin yaşamına huzur ve mutlu­luk sağladığı takdirde "ideal bir devlet" olarak kabul edi­lebilir. Devlet, bir şekil ifade eder, onun cevheri, tek tek birey­ler ve onların meydana getirdiği ulusun kıymeti iledir.
Alıntı
İçine düzen vermeyi her şeyden üstün tutmak.
Önce ruhun bilim yoluyla yükseleceğine inanir, ondan ötesini küçümser. Sonra bedenini iyi tutmak ve beslemek için kendini ölçüsüz , hayvanca zevklere kaptırmaz aklını fikrini buna vermez . Daha da ileri giderek , ruh sağlığna yaramadığı sürece beden sağlığına , güçlü kuvvetli yakışıklı olmaya önem vermez beden düzenini her zaman ruh düzenine göre ayarlar. Gerçekten düzenli olmak istiyorsa böyle yapar. Buna erişmek için para kazanma da da ölçülü , düzenli olur. Yoksa herkesin mutluluk saydığı şeylere kapılarak duramdan kesesini doldurmaya çalışır. İçine düzen vermeyi her şeyden üstün tutarak , kazancını bunu bozacak kadar artamasını veya eksilmesini istemez ; hep bu kurala uyarak gücüne göre kazanır ve harcar.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Şarr Bir Kitap
Ali Lidar – Alengirli Şiirler Kaçırdığımız sabahlara ciddi bir özür borçluyuz beraber uyanmadığımız bütün sabahlar bir şey eksikti vardı yeryüzünün haberi yanımızda başka bedenler aklımızda başka hayaller ama aynı güneş aynı gökyüzü ve sen büyürken kimselerin fark edemediği yerlerde gözlerini anlamsızca dikerken en yükseklere durmaksızın seni düşündüğümü söylemem doğru olmaz. ** Ama günün başka kimselere anlamlı gelmeyen anlarında bazen onu elli geçe mesela bazen ikiye altı kala çorabımın tekini ararken ya da kaç yumurta kıracağımı düşünürken tavaya mütemadiyen seni düşündüğümü söyleyebilirim sevgilim denmez artık uzaktaki sevgiliye sevgilim denmez çok ayıp ama sevdiğim diyebilirim sevdiğim belli olmaz saçma sapan bir zamanda bir çocuk gülüşünde ya da eski bir türk filminde farkında bile olmadan aklına gelebilirim. ** Belki kadar kesin ve keşke kadar imkânsız birbirimizden uzaklaşmamız kırılsak da tırnak uçlarımıza kadar kırılırız elbet bunu gerektirir yaşamak. **
İthaki
Johan Vilhelm Snellman
Son zamanlarda, evliliğin süresi konusunda keyfi bir özgürlük talep edenler, ahlak ilkesi olarak yalnızca "mutluluk" (lycksalighet) kavramından yola çıkmış ve böylece ahlakiliğin (sedlighet) özünü tamamen gözden kaçırmışlardır. İnsanın şüphesiz mutluluğu talep etme hakkı vardır; ancak aklın ve ahlakın nesnel bağlarını (förnuftets och sedlighetens objektiva band) fırlatıp attığı, kendi ahlaki yetkinleşmesiyle kendini bu bağların zorunuluğundan özgür kılmadığı sürece o mutluluğu elde etmekten acizdir. Çünkü insan o anda arzularının kölesi olur; irade özgürlüğünü yitirerek eylemleri ve geleceği hakkında rasyonel kararlar verme yetisini kaybeder. Bu şekilde [keyfi ve geçici bağlarda] gerçek evlilik sevgisinin ve ahlakiliğin bulunabileceği iddiası boş bir iddiadan ibarettir; zira evlilikte ailenin amacını ve dolayısıyla çocukların sevgi dolu eğitimini karşılamayan her duygu sahtedir. Evliliğin kolayca feshedilebilir olmasının kadını daha az bağımlı kılacağı iddiası da aynı şekilde yanlıştır. Kadın için de erkek için de ahlaki iradenin özgürlüğünden başka bir özgürlük yoktur. Üstelik kadının dışsal çekiciliğinin genel olarak erkeğinkinden daha erken solması ve her doğumun bu azalışı hızlandırması gibi doğal bir nedenden ötürü, kadın kısa sürede dul kalma riskiyle karşı karşıya kalır; kaldı ki deneyimlerin gösterdiği üzere, kadın kırk yaşına geldikten sonra yapılan bir evlilik, evliliğin fiziksel amacını bile nadiren yerine getirebilir. Dolayısıyla, daha yüksek bir evlilik mutluluğuna dair vaat edilen avantajlar burada mevcut değildir; aksine aile bu yüzden yok olup gidecektir. Özgür evliliğin yanı sıra mülkiyet ortaklığını savunan ve çocukların eğitimini devlete devretmek isteyenler tutarlı bir yol izlemektedirler. Ancak böyle bir devlette, devlet biçimi her şey, insan ise
Felsefe
Johan Vilhelm Snellman
Kadın ve erkeğin soyun devamı için birleşmesi doğal bir dürtünün sonucudur ve sadece bu açıdan bakıldığında, tüm soyları ayakta tutan aynı doğa yasasına bağlı sayılmalıdır. Fiziksel olarak çaresiz olan çocuğun ortak bakımı için her iki eşi hâlâ bir arada tutan sevgi de hayvanlarda da bulunan doğal bir dürtüdür. Ancak tüm bunlar, doğallıkla aileyi olması gereken şey, yani ahlaki bir topluluk (sedligt samhälle) yapmaz. Çünkü doğa felsefesi açısından soy sürecine ne kadar büyük bir önem atfedilirse atfelsin, bu süreç, ahlaki eylemi birlikte oluşturan moralite (moralitet) ve legalite (legalitet) uğraklarının hiçbirini barındırmaz. Ailenin ahlaklılığı, yalnızca ebeveynlerin çocuklarını akıl ve ahlaka uygun olarak —ya da günlük dilde denildiği gibi, toplumun değerli vatandaşları olarak— yetiştirmek yönündeki sevgi dolu bağlılıklarında aranmalıdır. Çünkü bu sayede yetiştirici, bir yandan doğal arzudan ve keyfiyetten bağımsız, nesnel bir amaca sahip olur; diğer yandan bu nesnel bağdan özgürleşir, çünkü çocuklara duyulan doğal sevgi, onların tinsel gelişimi için sevgi dolu bir kaygıya dönüşerek soylulaşır ve bu bağın yüklediği sorumlulukları özgürce yerine getirir. Aynı şekilde, çocukların ebeveynlerine olan sevgisi de itaatteki zorlama görünümünü ortadan kaldırır ve doğrudan bir duygu olarak ailenin özünü oluşturan ahlaklılığı onlara da yayar. Ailenin amacı devletin dışında aranmak istenseydi, aile ahlaki olmazdı. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere, devletin dışında hak ve haksızlık için hiçbir en yüksek norm, dolayısıyla hiçbir ahlaklılık yoktur; bu yüzden insani kültürün her ulusun geleneğinde ve bilgisinde sahip olduğu belirli form dışında, aileye de bireye de genel insani bir amaç atfedilemez. Aynı şekilde, birine sadece genel insani bir eğitim vermeyi istemek ne kadar
Felsefe
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH