Gazzâlî'ye göre Allah'ın zatı, üzerinde dúşünülerek doğru bilgiye ulaşılması ve hakkında konuşulması en zor konu olduğu için Kur'an'ın bu konuya ilişkin açıklamalarında daha çok Allah'ın aşkınlığını ve yüceliğini bildiren ifadelerle yetinilmiş, zât-ı ilâhîyi ilgilendiren konulara insan idrakinin kapasitesi ölçüsünde yer verilmiştir. Hz. Peygamber de “Allah'ın yarattıklan hakkında düşününüz fakat Allah'ın zatı hakkında dūşünmeyiniz." buyurmuştur.
Meselâ sevgi bahsini işlerken sevmek için önce bilmek gerektiğini anlattıktan sonra, mârifetullaha ulaşanların bu mertebeye iki yoldan ulaştıklarını belirtir. Birincisi Allah hakkındaki bilgiden varlığın bilgisine gitmek olup bu güçlü zihinlerin yoludur. Onlardan birine, "Rabbini ne ile bildin?" diye sorulduğunda "Rabbimi bildim; çünkü eğer mevcut olmasaydı O'nu bilmem imkânsızdı." şeklinde cevap vermiştir. Görüldüğü gibi bu, Gazzâli'den beş buçuk asır sene sonra Descartes'in, "Tanrı var olmasaydı O'nun varlığını düşünmem imkânsız olurdu." şeklindeki ontolojik deliliyle aynıdır. Gazzâlî bu delili şu ifadelerle açmaktadır: "Bil ki en güçlü ispat yolu, yüce Allah'ın varlığını O'nun dışındakilerin varlığına kanıt yapmaktır. Ama bu zor bir yöntemdir ve bu konuda söylenecekleri anlamak insanlardan çoğunun kavrama kapasitesini aşar." Anlaşılması daha kolay olan yöntem ise yaratılmışların varlığından hareketle Yaratıcının varlığına götüren (felsefede kozmolojik delil denilen) kanıtlama şeklidir.
Gazzâli'ye göre ilimlerin en yücesi ve en şereflisi Allah hakkındaki bilgilerdir (mârifetullah). Bu bilgiler ya Allah'ın zatı ve sıfatları ya da fiilleri hakkındaki bilgilerdir.
Gazzâlî'nin eleştirisinin asıl konusu kelâm ilmi değil, bu ilmin bazı temsilcilerinin zamanla kelâmı aslî maksadından saptırarak benlik davaları, itibar arayışları gibi şahsi hırsları için kullanmalarıdır. Oysa kelâm ilmi toplumun inanç hayatına katkı sağlamalıdır. Kelâm ilmi, sağladığı bu katkılara göre meşru, mendup, hatta gerekli (vâcip) olabilir. Gazzâlî, son dönem eserlerinden olan el-Mustasfâ min 'ilmi'l-usûl'de, bütün dinî ilimlerin ilkelerini ispat etme işini üslendiği için kelâmın küllî ilim olduğunu; fıkıh, tefsir ve hadis gibi diğer ilimlerin ise kelâma nispetle cüz'î ilimler sayıldığını belirtmiş; kendisi de hayatının sonuna kadar bu ilimle ilgilenmeyi sürdürmüştür.
Gazzâlî'nin bildirdiğine göre kendisinden önceki Ehl-i Sünnet kelâmcıları, muhaliflerine karşı yeterince güçlü ve etkili kanıtlar geliştiremediler. Onlar genellikle muhaliflerinin delillerindeki çelişki ve tutarsızlıkları öne çıkarıp çürüterek, savundukları hükmü de çürüttüklerini sanıyorlardı. Oysa -ilk defa Gazzâlî'nin ortaya koyduğu kurala göre- "Delilin butlanı ile medlûl batıl olmaz."; yani delil çürütülmekle o delile dayanarak kanıtlanmak istenen tez de çökmüş olmaz; çünkü başka bir kanıtın bulunması mümkündür. Keza kelâmcılar karşıtlarının delilini çürütmekle kendi tezlerinin doğrulandığını düşünüyorlardı. Halbuki bununla kendi tezleri için herhangi bir delil ortaya koymuş olmuyorlardı.