Böyle bir kavram edebiyat dünyasında var mı bilmiyorum. Ama bence bu ve bu gibi kitaplar zorlama edebiyat ürünleri. Edebiyat yapmak için zorlanmış ve başarılamamış. Kelimelere yeni anlam kazandırmak bir tarafa dursun, olan anlamının boşa harcandığı bir kitap oldu gözümde.
Yazarın emeği var mı yok mu bilemedim açıkçası. Daha önce hiçbir kitabını okumadığım için bilemiyorum. Sanki sosyal mecrada dolanan sözleri bir araya getirip basit bir kurguda birleştirmiş gibiydi.
Konusundan anladığım kadarıyla bahsedeyim. Ama öncesinde çeyreğini bile okumamış olduğumu da belirteyim.
Kitabın baş karakteri Bukre. Kitaba adını veren hanım kızımız. Kitabın başında aldatılıyor ve ağlayarak yürürken "dost" dediği tek insan Selim'in yanına gidiyor, dertleşiyorlar. Selim dediysek sıradan bir Türk genci sanmayalım lütfen. Yapı olarak benziyor olabilir aslında. Zar zor geçinen, az para bol huzurla yaşayan bir aileler. (Babası çok çalışıp ailesine bakıyor, otizimli bir abisi var. Selim her şeyin farkında olgun bir birey gibi dursa da işsiz ve nadiren rehberlik yapıyor, kazandığı parayı Bukre ile yiyor. Mükemmel bir olgunluk.) Ama bir filozof bu Selim beyimiz. Olgun cevapları ile sizi kendine aşık etmesin aman ha. Zira kendilerinin platonik olduğu bir kız var. Ne hikmet bilemiyorum ama Selim'le bir araya geldikleri ilk andan beri birlikte olacaklarını hissediyorum. Çünkü bu hanım kızımız biraz ergen. Aşkı arıyorum diyerek, aşkı boş bedenlerde tüketenlerden. Yalnızlık edebiyatı yapıp, üstüne konan erkek sineğe karşı boş olmadığını düşünebileceğine inanıyorum. Benim kitabı bıraktığım dönemde Cem diye bir karakter girdi. Girdiği andan beri Bukre'nin o ortamda olan en güzel kadın olduğunu belirtip durdu yazar. Şu numara verme işlemi ve facebook muhabbetinden sonra bıraktım. Büyük bir ihtimalle
Ne ara başladı, ne ara bitti anlamadığım bir kitap oldu benim için. Edebiyat yapmak için kelime oyunlarının mahvedilmediği, el yazıları kısmıyla mükemmel detaylandırılan bir şaheser olarak görüyorum kendilerini.
Elimdeki gözden geçirilmiş basımdan. Livaneli bu romanın yazılmasının kendisi için yirmi dokuz yıl sürdüğünü söylemiş. Bir dönem yazmaya ara verme sebebinin de kendisini karakterlere fazla yakın görmesi olduğunu söylüyor. Hak vermemek imkansız. Sami o kadar bizden bir karakterdi ki, okuyan herkesin kendinden bir parça bulacağını düşünüyorum. Belli başlı yok artık detirtecek tesadüfler vardı içinde ama okurken bunlar size batmıyor. Okuduğunuzda empati duygunuzun gelişeceğine inanıyorum.
Kitabı en iyi girişinde yazılmış olan alıntı anlatıyor aslında.
"Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki yanlış gibi de gelmesin." Montaigne