● Yaşadığımız şu döneme bir başka tradisyondan tradisyondan(gelenekten) geldik, gelmiştik...
Bu gelenek iyiydi, kötüydü... Bunu tartışmıyorum. Şimdilerde (özellikle 20. yüzyılda ve bilhassa da 1980 sonrasında) mevcut tradisyonun içerisine, önce bir başka medeniyet tasavvurunun uygulamaları, sonra da düşünce ve duygu sistematiği geldi. Çünkü her gelen reel araç veya vakıa; size, arkasında bilinçli bir 'tercihler ve değerler sistematiği' getirir.
● İşte bizdeki tarihsel-toplumsal değerlerimiz de oluşan kesinti burada zuhur etti.
Mesela bizde olmayan bir ürüne ihtiyacımız vardı ve o ürünü aldık. Değerler de o ürünle birlikte geldi ve kendi değerlerimiz ile aramıza girdi. İşte 'kesinti' budur. Mevcut değerlerimizin sürekliliği bozuldu.
Şimdi kahve fincanımızla kola içiyoruz. Fakat bu kesinti, kendi değerlerimizle olan bağımızı tamamıyla kesemedi, koparamadı... Fincanımız kırılmadı ama içi boşaldı. Kesse, koparsa, yani eski değerlerimizi tümü ile unutup yeni değerleri kabul etseydik belki rahat edecektik. Kesemediği, koparamadığı için biz şimdi dönüp bakıyoruz; " Acaba nereden kesildi de nereden ekleyebiliriz? " diye. Çünkü huzursuzuz, içimizde, yaşamımızda bir şeyler eksikmiş gibi hissediyoruz, bunu derinden hissediyoruz.
● Dolayısıyla diğer medeniyetlerden bir şeyleri alırken kendi medeniyetimizin biçimlerini koruyamazsak bunun çalkantısı asırlara uzanan bir zamana yayılıyor. Gördüğüm kadarıyla şu anda maalesef böyle bir çalkantı ve türbülans içindeyiz.