Milli kültürümüzün en büyük düşmanı cehalettir. Varlığımızın gayesi bilmek, bildirmek, sevmek, sevdirmektir. Kur'an-ı Kerim "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" diye dikkatimizi çekiyor. Hz. Peygamber "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" diye bizi uyarıyor ve en güzel öğüdünü veriyor: " Zorlaştırmayınız; kolaylaştırınız. Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz!"
Tasavvufta "şükretmek" kazanılan bilgilerin başkalarına da aktarılması, öğretilmesi, olarak yorumlanmıştır.
İç içe güzellik, üst üste huzur!
Şimdi milli kültürümüze ve ruhumuza dönmeyi bir macera olarak gören kalemlerimiz var. Çıkmazlar ve tezatlar içinde çırpınıyoruz. Biefraa'da, Kongo'da Vietnam'da ölen insanlara ağıt yakmak "ilericilik" , "bilimsellik" AMA Türkiye dışında yaşayan Türkleri bilmek, sevmek ve onlarla bir kültür ve gönül birliği içinde bulunmayı istemek ise "MACERA" ve "FAŞİZM" !
Bir yakamız cehaletin elinde, bir yakamız yabancı ideolojilerin. Sürüklendiğimiz uçurumun dibinde, milli kültür buhranımızın canavar ağzı, bizim için açılmış.
Ben bilgisizliğin, gafletin, taassubun, yabancı ideoloji uşaklığının kısacası, milli kültür buhranının Üsküp'te bizi ne gülünç durumlara düşürdüğünü utanarak, iğrenerek gördüm...