Muhammed Yusuf Doğru

Muhammed Yusuf Doğru
Dicle Ü.-Diş Hek. | İslami İlimler | din felsefesi | Edebiyat, bilim ve tarih
Hayatta aldatmaca nerede başlar, hakikat nerede biter?
10/10
·510 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 04:13
Marco polo'ya göre dağın yaşlı şeyhi, İsmaililere göre peygamber mehdi, kimilerine göre alim, suikastçi, dikdatör.. Sözün özü fedailerin efendisi Alamutun sahibi Hasan Sabbah! 1050 yıllarında İran'da dünyaya gelen Hasan Sabbahın Marco Polo, Bernard Lewis anlatılarıyla kurgulanmış yaşamını, kurduğu örgütü ve bir takım faaliyetlerini gerçek - kurgu şeklinde bizlere sunuyor bu kitap. Yazarın İsmaili mezhebinin en önemli kuralı olan: "Hiçbir şey gerçek değil, Her şey mübah!" üzerine inşaa ettiği bu romanın gerçekliği, bize aslında her şeyi kuşku ve şüpheyle sorgulatıyor, düşündürüyor. Hasan Sabbah küçük yaşta çok önemli eğitimler görmüş Şii mezhebinin alt görüşü olan ismaili tarikatini benimsemiş birisidir. Küçük yaşta karşılaştığı bir alim ile sohbeti sonrası dünyaya ve hayata bakışı değişmiştir. Kitapta bize söylenen Ömer Hayyam ve Nizamülmülk ile olan arkadaşlığı ve yaşadığı şeylerden sonra hayatı için yapması gereken şeyleri kararlaştırıp yıllarca bu uğurda çalışmıştır. Alamut kalesi'ni fethederek, burada kendine ait fedailer yetiştirmeye başlamıştır. Sistemli bir saatin çarkları gibi kademeli bir birlik olan bu topluluğun adı tarihte "haşhaşiler" olarak bilinir. Tarihte kanıtlanmış ve kanıtlanamamış birçok suikastin altında Hasan sabbah imzasını görürüz. Bu roman bize kalenin içinde bir elmanın iki yarısı gibi; bir tarafta yetişen fedaileri diğer tarafta fedailerin bağlılıklarını ve aidiyetlerini kazanabilmeleri için onlara günü geldiğinde Hasan Sabbah tarafından gösterilecek ve vaat edilecek cennet bahçelerinin hazırlanışını ve hurilerin yetiştirilmesini konu alıyor. Hasan Sabbah'ı sırf siyasi bir figür, bir örgüt lideri ya da korkulan bir suikastel olarak görmek, onu anlamamak demektir. Zira onun en sarsıcı tarafı, düsünceyle kurduğu iliski. O,
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250,1bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şuursuz medenileşme özentiliği
8/10
·128 syf.··
2026 4. kitabı
Fatih-Harbiye’yi elime aldığımda, sadece iki semt arasında gidip gelen bir tramvayın değil, aslında modern insanın zihnindeki o bitmek bilmeyen otoyolun hikâyesini okuyacağımı biliyordum. Peyami Safa, bu romanda Neriman’ın şahsında hepimizin içinde bir yerlerde gizli olan o "başkası olma" arzusunu o kadar net deşifre etmiş ki, kitabı bitirdiğimde kendimi aynada kıyafetlerimi değil, ruhumu kontrol ederken buldum. ​Yazarın İstanbul’u bir dekor olmaktan çıkarıp birer karakter gibi kurgulaması muazzam. Fatih; sükûnetin, ud sesinin ve Faiz Bey’in vakarının sindiği bir iç kale gibi. Diğer yanda ise Harbiye; ışıltılı vitrinleri, caz müziğinin hırçınlığı ve Macit’in yüzeysel şıklığıyla bir serap merkezi. Neriman’ın bu iki dünya arasındaki gidiş gelişleri, aslında kültürel bir şizofreninin izdüşümü. O meşhur tramvay hattı, sadece fiziksel bir mesafe değil; bir kadının kendi geçmişi ile hayalini kurduğu, ama aslında hiç ait olmadığı o parıltılı gelecek arasındaki uçurumu temsil ediyor. ​Beni en çok etkileyen detaylardan biri, romandaki o "Rus kızı" hikâyesinin Neriman üzerindeki sarsıcı etkisi oldu. Peyami Safa burada çok ince bir psikolojik manevra yapıyor; bir başkasının felaketini izletmek, insanın kendi uçurumunun kenarından dönmesi için en etkili ilaçtır mesajını veriyor. Şinasi’nin o sabırlı ve biraz da hüzünlü bekleyişi, aslında köklerimizin bizi ne kadar uzağa gidersek gidelim sessizce beklediğinin bir kanıtı gibi. Macit ise sadece bir vitrin mankeni; Neriman’ın içindeki o "yeniye duyulan açlığı" besleyen ama ruhunu doyurmayan bir gölge. ​Romanı kapatırken şunu düşündüm: Neriman sonunda Fatih’e, yani özüne döndü evet, ama bu bir yenilgi mi yoksa bir uyanış mı? Safa’ya göre bu bir uyanış. Çünkü taklit ederek elde edilen her kimlik, bir yerden sonra insanı yurtsuz
Fatih HarbiyePeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202057,3bin okunma
Hakikati arıyorsunuz, peki hakikat neydi?
9/10
·112 syf.··
2025 1. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2025 19:09
Son sayfa son satıra kadar aradığımız gerçeklik santiago nasarın masum mu yoksa bir suçlu mu olduğuydu. Gerçeği görmüyoruz. İnanmak istediğimiz ve merakı içinde olduğumuz cevaplar arıyoruz sadece. Santiago nasarı ölümüne götüren angela'nın ağabeylerine onun ismini vermesi mi yoksa tüm toplumun her şeyin bilincinde olmasına rağmen susmayı tercih etmesi mi? Santiagonun katilleri vicario kardeşler ve cinayetin silahı kasap bıçakları mı yoksa santiagonun katilleri toplum ve onların sessizliği mi? Siz sırrı çözmek istiyorsunuz ama bulamazsınız. Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı çözmek değil kandırılmak istiyorsunuz. küçük prens kitabındaki tilkinin "İnsan ancak yüreğiyle bakarsa doğruyu görebilir, gerçek gözle görülmez" aforizmasından yola çıkarsanız pek de önemi olmayan o merakınızın sizde yarattığı hakikate ulaşabilirsiniz. "Bunu artık daha fazla düşünme sevgili kuzenim" dedi Angela Vicario. "Oydu"(syf:82) "Hiçbir halt anlamıyorum" demişti Santiago Nasar. (syf:102) "Beni öldürdüler, Wene hala." demişti Santiago Nasar. (Syf:107)
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma