Mucius ateşle sınanır, Fabricius yoksullukla, Rutilius sürgünle, Regilius işkenceyle Sokrates zehirle, Cato ise ölümle. Örnek alınacak büyük insan yaşadığı kötü kaderle keşfedilir.
Bir din, insan ile Tanrı arasında bir bağ kurmuş olmasına rağmen, eylemini kişilerin edindiği bilgi düzeyini karşılayamayacak, onlara inanılmaz gelecek biçimde yapıyorsa, O bir din değil din müsveddesidir.
Marco polo'ya göre dağın yaşlı şeyhi, İsmaililere göre peygamber mehdi, kimilerine göre alim, suikastçi, dikdatör..
Sözün özü fedailerin efendisi Alamutun sahibi Hasan Sabbah!
1050 yıllarında İran'da dünyaya gelen Hasan Sabbahın Marco Polo, Bernard Lewis anlatılarıyla kurgulanmış yaşamını, kurduğu örgütü ve bir takım faaliyetlerini gerçek - kurgu şeklinde bizlere sunuyor bu kitap.
Yazarın İsmaili mezhebinin en önemli kuralı olan: "Hiçbir şey gerçek değil, Her şey mübah!" üzerine inşaa ettiği bu romanın gerçekliği, bize aslında her şeyi kuşku ve şüpheyle sorgulatıyor, düşündürüyor.
Hasan Sabbah küçük yaşta çok önemli eğitimler görmüş Şii mezhebinin alt görüşü olan ismaili tarikatini benimsemiş birisidir. Küçük yaşta karşılaştığı bir alim ile sohbeti sonrası dünyaya ve hayata bakışı değişmiştir. Kitapta bize söylenen Ömer Hayyam ve Nizamülmülk ile olan arkadaşlığı ve yaşadığı şeylerden sonra hayatı için yapması gereken şeyleri kararlaştırıp yıllarca bu uğurda çalışmıştır.
Alamut kalesi'ni fethederek, burada kendine ait fedailer yetiştirmeye başlamıştır. Sistemli bir saatin çarkları gibi kademeli bir birlik olan bu topluluğun adı tarihte "haşhaşiler" olarak bilinir. Tarihte kanıtlanmış ve kanıtlanamamış birçok suikastin altında Hasan sabbah imzasını görürüz. Bu roman bize kalenin içinde bir elmanın iki yarısı gibi; bir tarafta yetişen fedaileri diğer tarafta fedailerin bağlılıklarını ve aidiyetlerini kazanabilmeleri için onlara günü geldiğinde Hasan Sabbah tarafından gösterilecek ve vaat edilecek cennet bahçelerinin hazırlanışını ve hurilerin yetiştirilmesini konu alıyor.
Hasan Sabbah'ı sırf siyasi bir figür, bir
örgüt lideri ya da korkulan bir suikastel
olarak görmek, onu anlamamak demektir. Zira onun en sarsıcı tarafı, düsünceyle kurduğu iliski. O,