Değişen bir şey yok! Ne çoraplarımız, ne efendilerimiz, ne de kanaatlerimiz, ya da hepsi o kadar geç değişiyor ki, iş işten geçmiş oluyor. Sadık doğduk biz, sadakatten de geberip gidiyoruz! Bedava asker, herkes için kahraman ve konuşan maymunlar, acı çeken sözcükler, Sefalet Tanrısı’nın gözdeleriyiz biz. Efendimiz odur bizim! Uslu durmazsak, sıkıverir... Parmakları boynumuza kenetlidir, daima, konuşmayı zorlaştırır bu, yemek yiyebilmek istiyorsak da bayağı dikkatli olmalıyız... Bir hiç uğruna boğuverir adamı... Buna da yaşamak mı diyorsun...
Hızlı yaşam çağı! diye atıyorlar. Hani nerede? Büyük değişiklikler! diye uyduruyorlar. Nasıl yani? Aslında değişen bir şey yok. Hala kendilerini dev aynasında görmeye devam ediyorlar, işte o kadar. Bu zaten yeni bir şey de değil. Değişen, sadece sözcükler, hoş, sözcükler bile aslında o kadar da çok değişmedi! İki şurdan, üç burdan, azıcık ucundan...
İnsan Celine’de, bir insanda dayanasım olmayan her şey var: benmerkezcilik, bencillik, çıkarcılık, güçlüden yana olmak, insan, özellikle de Yahudi düşmanlığı...
Yazar Celine’de ise, bir yazarda aradığım hemen her şey var: Kendini olduğu gibi benmerkezci, bencil, çıkarcı, korkak, Yahudi düşmanı olarak ortaya koymaktan çekinmemek. Hiçbir şeyi saklamadan. Gizlemeden.
bu aşırıya kaçmış dehşetin dışında ele alındığında bile, ölüm ne olursa olsun hepimizin yazgısıdır. Bu düşünceyi hep aklımızdan çıkarmaya yada en azından olası en büyük soyutlama içinde hapsetmeye çalışırız.