Bazı kitaplar okunur, bazıları ise insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder. Ölü Ozanlar Derneği benim için ikinci gruptaydı.
Bu kitap yalnızca birkaç öğrencinin hikâyesini anlatmıyor; insanın kendi sesini bulma mücadelesini, başkalarının hayalleriyle kendi hayalleri arasında sıkışıp kalışını anlatıyor. Sayfalar ilerledikçe asıl sorunun “Nasıl yaşamalıyım?” değil, “Kimin hayatını yaşıyorum?” olduğunu fark ediyorsunuz.
John Keating’in öğrencilerine bıraktığı en büyük miras şiir ya da edebiyat değil; düşünme cesaretiydi. Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, ona ne düşüneceğini söylemek değil, kendi düşüncelerine güvenmeyi öğretmektir.
Kitabı bitirdiğimde geriye tek bir soru kaldı:
Bir gün dönüp baktığımda, yaşadığım hayatın gerçekten bana ait olduğunu söyleyebilecek miyim?