Kendini beğenmiş bir diktatör, tebaasının, dünyanın kötülüklerini kendilerini savunamayacak kadar güçsüz olanlara yüklemesine izin verir. Kibirli bir kraliçe, Tanrı adına katliam yapılmasına izin verir. Burnu havada bir devlet başkanı kendi hırsını körüklediği sürece her türlü nefretin yayılmasına izin verir. Bu meselenin tatsız gerçeği de şu ki insanlar bunu yalayıp yutuyor. Toplum tıka basa karnını
doyurup ardindan cürümeye yüz tutuyor. izin, özgürlüğün şişmiş cesedidir.
İnsanlık için en büyük dileğim barış, huzur ya da neşe değil. Başka birinin ölümü karşısında bizim de içimizde ufak bir şeyin ölmeye devam etmesi. Öyle ki bizi insan yapan şey, yalnızca empatinin getirdiği acı. Ve bunu kaybedersek, Tanrı’nın hiçbir versiyonu bizi kurtaramaz.
Okullarda tarihi bize fazla steril bir şekilde öğrettiklerini düşünüyorum. O mücadeleler bize çok uzak görünüyor bu yüzden, sanki böyle şeyler bizim başımıza asla gelemezmiş, ders kitaplarındaki o insanların aldığı kararları biz asla almazmışız gibi. Ben bu kanlı tarihleri öne çıkarmak istiyorum. Okurum o tarihlerin gününüze hala ne kadar yakın olduğu gerçeğiyle yüzleşmesi istiyorum. 
Savaş insanlarda gizemli bir hafıza kaybına sebep olmuştu. Olağanüstü yıkıcı gücü yüzyıllık bir değişimin tek bir günde gerçekleşmesine neden oluyor, geçen haftaki olayları yıllar önce olmuş gibi gösteriyor ve önceki yılın olaylarını belleğin derinliklerine gömüyordu.

Ulusun tüm kaderi, en zayıf içsel muhakeme becerisine sahip olan bu adamların iradesi ve onları takip eden cahil kalabalığın kör eylemleri tarafından belirleniyordu.