2381. “O gıdâdan ve o çirkin yaradan bîzârım!..” Her kim âfiyet istedi, dünyâyı bıraktı!
“Hişt”, “hişten” masdarından fiil-i mâzîdir, “bırakmak ve terk etmek” demektir. Ya’ni “O Arab atlarının yediği latîf ve muntazam gıdâdan ve netîcede de aldıkları çirkin ok yarasından bîzârım!” Her kim âfiyet istediyse dünyânın ni’metlerinden vazgeçti. Dünyânın ni’metlerinden i’râz eden kimse için hem dünyevî hem de uhrevî âfiyet vardır. Dünyevî âfiyet budur ki, bir kimse karnının ve fercinin lezzetleriyle meşgül olmazsa tıbben sahîhü’l-bünye olur. Nitekim hadîs-i şerîfde “Âdemoğlu mi’desinden daha şerli bir kap doldurmamıştır” buyrulur. Uhrevî âfiyet budur ki, dünyâ ni’metlerinden yüz çeviren kimseye âhiret ni’metleri ve râhatları teveccüh eder. Nitekim âyet-i kerîmede “وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ” (Nisâ, 4/134; Âl-i İmrân, 3/145; Şûrâ, 42/20) Ya’ni “Kim ki dünyânın sevâbını isterse ondan ona veririz ve âhirette onun için nasîb yoktur” buyrulur.