Ayşe Kulin’in derin araştırmaları sonucunda, bizi doğrudan Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi ağzından karşılayan, edebiyatımızda eşine az rastlanır türden bir biyografik romanla geldim bugün size: Aylardan Kasım Günlerden Perşembe.
Yazar bu eserinde resmi tarihin o soğuk, mesafeli dilinden tamamen sıyrılıyor ve titiz araştırmalarını harika bir kurguyla birleştiriyor. Biz okuyuculara da sanki Atatürk’ün kendi iç sesini, kendi otobiyografisini dinliyormuşuz hissini yaşatıyor. Bir Atatürk sevgisi besleyen biri olarak, onun duygularına bu kadar birinci ağızdan ortak olmak benim için gerçekten tarif edilemez, çok özel bir deneyim oldu.
Bizler genelde onu hep bir lider, yenilmez bir devlet adamı olarak okuruz. Ama bu kitap bizi savaş meydanlarına veya meclis koridorlarına değil, doğrudan Mustafa Kemal’in en yalın iç dünyasına götürüyor. Sayfalarda çocuk Mustafa'yı, delikanlı Mustafa'yı, dost Mustafa'yı, aşık Mustafa'yı, evli Mustafa'yı, boşanmış Mustafa'yı ve en sonunda da hasta, her dem yalnız bir adamın iç dünyasını okuyoruz.
İlk aşkını, en yakın dostunu, hastalandığı süreçlerdeki hislerini ve o meşhur "son oyunu" oynarken kalbinden geçenleri adeta yaşayarak okudum. Hatta hayatına dair bildiğimi düşündüğüm pek çok şeyin yanında, bilmediğim yepyeni detayları da bu kitapla öğrenmiş oldum. Özellikle Dolmabahçe’deki o son günlerinde hissettiği o derin yalnızlık, okurken boğazım düğümlendi.
Dönem dönem kurguda bazı detayların eksikliğini veya yetersizliğini hissetsem de hikayenin geneline baktığımda o büyük lideri tüm insani yönleriyle, direkt onun kendi ağzından okumuş olmak beni gerçekten çok mutlu etti. Ayşe Kulin’in akıcı ve sade dili sayesinde o ağır yükü omuzlarında taşıyan Mustafa'yı tüm samimiyetiyle hissetmek, benim için çok naif ve özel bir okuma deneyimiydi.