böcekler kaybolup ocak çekirgeleri
gecenin camlarını tırmalamaz oldu mu
bir hasretlik çöker leyleğin gözlerine turnalar katar katar leylekler eğrim eğrim cemolur göçer artık arabistan illerine
menzil görüp yaylaları ovaları
bir garip gelir insana
hazin şeyler düşündürür
terkedilmiş yuvaları
hırçınlaşır tozutur gazelleri döndürür
toz ilen toprak ilen arşa değin
evvel ahir bildiğin
gayrı yağmursu kokan garbı yelleri
Peki ben Ankara'da ne yapacağım? Ya da şöyle söyleyeyim: Ey Ankara ben seni ne yapayım? Ulan sende bir tek tanıdığım yok, bir tek sevdiğim yok, sende ben yokum, sende Şadi yok, sende Adnan yok, sende şiir yok, sende merhamet yok, sende şeref yok, sende hürriyet yok, sende zaman yok, sende ufuk yok! Ey Ankara, sende zulüm var be, zulüm, zulüm!