Insanların çoğunun hayal gücü pek gelişmemiştir. Kendilerine dokunmayan, sivri okları sertçe duygularının en derinliklerine saplamayan hiçbir şey onları pek etkilemez, ancak gözlerinin önünde, elle tutabilecekleri uzaklıkta olan ufacık bir şey bile içlerinde ölçüsüz bir heyecan yaratır. O zaman kayıtsızlıklarını, uygunsuz ve şiddetli bir öfke göstererek telafi etmeye çalışırlar.
Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
Fakat sonra,
Siktir et! dedim kendi kendime, ağla gitsin. Hatta bağıra bağıra ağla, çığlıklar atarak, büyük bir öfke nöbeti geçiriyormuş gibi kendini yerden yere at.