Jack London okumaya bu kitap ile başladım. yazarın diğer kitaplarını henüz okumadım fakat okuyacağımdan eminim. kesinlikle baş yapıt niteliğinde bir roman olduğunu düşünüyorum.
konusu kısaca bir profesörün meslektaşını öldürmesi sonucu yaşadığı mahkumiyet ve işkenceler ile keşfettiği bilinci bedenden ayırma yöntemiyle yaşadığı hayatları anlatıyor.
kitabın konuya giriş kısımlarında biraz sıkıldığımı itiraf ediyorum çünkü yazarı tanımadığımdan yazarın konuyu nasıl işleyeceğinden emin değildim. fantastik öğelere de bağlanabilir veya tamamen felsefi yönlerden de baskınlık kurabilir diye bir tahmin yapmıştım. ama beklentimi aştı ve sanki bir kitap içerisinde birden fazla yaşama şahit olduğumu hissettim. her yaşamda hayatın farklı bir yönüne farklı karakter ve zamanlarda şahit oluyor oluşumuz da benim çok hoşuma gitti.
ayrıca karakterin hücre arkadaşlarıyla veya kendi kendine yaptığı tartışmalar da felsefi yönüyle güçlü ama anlatım olarak sıkmayacak bir yöndeydi.
bu kitaba ilk başladığımda günlerim aşırı bunaltıcıydı. bu sebeple kitabın çok daha fazla içine girmiş bulundum. yazarın yaşam hikayesini de bildiğimden beni olması gerekenden fazla etkilemişti. sanki kendimi okuyor gibi hissettim. bu kitap sayesinde çevremi, kurduğum ilişkileri ve yaşadığım hayatı gerekenden fazla sorgulayarak mutsuzluğumu fark etmiş bulundum.
sonrasında kitaba yaklaşık 2 ay ara verdim. bu sürede de hayatımı baştan yarattığımı söyleyebilirim. Sylvia Plath in incir ağacı teorisi işte beni böyle etkilemişti.
kitap zaten muhteşem. yazım dili çok akıcıydı, karakterimiz sanki tanıdık birisi gibiydi. gerçekten kendinizi syvlia plath in zihninde hissediyordunuz. özellikle bir kadın olarak kitabı okurken biraz buruktum. yazarın evlilik, erkekler ve bekaret kavramı hakkındaki his ve düşünceleri üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala var olan kalıplar. günümüz insanı eskiye nazaran modernleşmiş olsa bile hala atalarımızdan bize aktarılan son kullanma tarihi geçmiş kalıplar varlığını sürdürüyor.
"bir erkeğe hizmet etme düşüncesinden nefret ediyorum." demişti syvlia plath.
SPOİLER
zaten kitabın sonlarına doğru bekaretini verdikten sonra bir rahatlama görüyoruz. yaptığı şey bekaretini kaybetmek değildi. özgürlüğünü kazanmıştı ve erkek egemenliğine karşı yaptığı bir reddediş hatta bir başkaldırıydı.
kitabın sonu ile yazarın intiharının bağını çok trajik buldum. sonda eshter kendine bir şans daha veriyor ve belki sırça fanusun içerisine tekrardan girmemeyi ümit ediyor. kitap çıktıktan sanırım 1 ay sonra kendisi intihar etmişti. bu sebeple bu kitap sanki onun son mektubuydu benim gözümde.
günümüzün bile feminist edebiyat kraliçesi. önünde saygıyla eğiliyorum.