Bahri

Bahri
@nasreddin
"Artık yaşayacak bir şey kalmadı Sulhi Bey. Bundan sonraki günleriniz hatırlamakla geçecek."
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya’nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kuran’ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı.
Sayfa 90
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yitmenin ve yitirmenin sızılı coşkusunu duydum, Nazlı'yla yolculuğumuzun -yoldaşlığımızın- ardından böyle bir ruh haline kapılmıştım en son: Vardık ki artık yokuz. Ne müthiş bir şeydi bunu hissetmek, hissedebilmek ve bu öyle bir histi ki tek başına yaşandığında hep eksikti -o yüzden "vardım ki artık yokum," değil, "vardık ki artık yokuz"-, bunu insan yanındakine söylemeli, bu duygunun onu da kederle coşturduğunu sezerek, birlikte mırıldanmalılar, "Vardık ki artık yokuz," başlarını sallamalılar çok hafif, hak vermeliler, takdir etmeli, edilmeliler, dalıp gitmeliler kim bilir nerelere, o dalgınlığın içinde mırıltısı işitilmeli yeniden, "Vardık ki artık yokuz." Başkalarını da duyup eşlik etmeli. Bir döngü, bir dönüşüm, yokluğun da yeniden varlığa evrilebileceğini bilmek zamanında nasıl mümkün olmuşsa, gene öyle. Kederle sevinç el ele, durup dururken, yalnızken, yokluklara, boşluklara kahrolurken çoğaldığını hissetmenin şaşırtıcı iç huzuru. Yoklukla sonsuzluğun bıçak sırtı yakınlığını sezmek, iki ucunda olmak aynı anda, iki uç arasındaki her şeyin bir parçası duymak kendini, her şeyi kendi parçan bilmek. Ben de mırıl mırıl seslenmek istedim "vardık ki artık yokuz" türküsünü mahallemin (evet ya, mahallemin) insanlarına geveze sığırcıklarına akşamüstünün, kedilerine ve köpeklerine, onlar duymazdan gelirse sokak lambasının pırpırındaki börtü böceğe, döküntü binalara, önlerindeki parlak arabalara, çere çöpe, küncüden ufağına, hızla yaklaşan kedere, iç sıkıntılarına ev içlerinin.
Sayfa 240
Geçmişe merak yeni bir hastalık değil bende! Seviştikten sonra sarılmış birbirimizin gözlerinin içine bakarken, ya da tenha bir parkta arada öpüşüp koklaşarak havadan sudan, şundan bundan konuştuğumuzda, çocukken, ergenken onu tanımamış olmamın sızısını duyardım, onun o yaşlarını görmemiş, bilmemiş olmak büyük, telafi edilemez bir eksiklik gibi görünürdü. Biraz da bunun etkisi vardı sözü o yıllara getirip durmamda. Eskilerden bir şey anlattığımda onu da geçmişimin içine alabilirmişim hissine kapılırdım -belki o zaman gerçekten geçip giderdi geçmiş.
Sayfa 234
"Abi, neye karşı savaşıyorsa insan," diyebilirim, "onu çoğaltıyor."
Sayfa 231
Birinin bittiği yerden mi başlıyor öbürü, nihayetinde tek bir hikaye mi hepsi?
Sayfa 146