Günahın cezası sadece ahirete kalmaz; insan işlediği her masiyetin (isyanın) bedelini henüz dünyadayken, kendi iç aleminde ve hayatının akışında ödemeye başlar. Ancak kalbi kararan insan bu bedellerin adını koyamaz.Mümin bir kimse günahlarını, üzerine düşmesinden korktuğu bir dağ gibi görür. Günahı hafife alan (fâcir) ise burnunun ucuna konmuş ve bir el hareketiyle uçacak bir sinek gibi görür."
Kitap, okuyucuyu o "sinek" yanılgısından kurtarıp, ruhunu tehdit eden o dağın farkına varmaya çağırıyor. Tedavi olarak ise ümitsizliğe düşmek yerine, samimi bir iman tazelemesi ve nasuh (gönülden) bir tevbe ile kalbi yeniden parlatmayı öneriyor.
Kitabın özellikle küçük günahların birikerek insanı nasıl kuşattığını anlattığı bölümler tam bir vicdan muhasebesi yaptırıyor.
GENÇLERE TAVSİYELER
• Mutlu sona ulaşacak olanlar, ALLAH’ın emir ve yasaklarına uyanlar olacaktır.
• Bir gün öldüğünde toprağın altında sana arkadaş olacak olan ilimle meşgul ol.
• Kırkını aşıpda iyilikleri kötülüklerine ağır basmayanlar, ateşe hazırlansınlar.
• Nasihat etmek, birilerine iyliği ve erdemli olmayı tavsiye etmek kolaydır, asıl mesele nasihat almaktır. – Zira nasihat, keyfi arzularına uyup zevkine düşkün olanların tadını kaçırır.
• Kıyamet günü en ağır şekilde azap görecek kişi, ALLAH’ın ilmiyle kendisini faydalandırmadığı alimdir.
• Bil ki insanı amele sevk etmeyen ilim, insanın elinden tutmaz, ona bir fayda sağlamaz.
• Necm Süresi 39 Ayet; ALLAH TEALE ; ‘’insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır’’ buyuruyor.
• Seni amele ve harekete sevk etmeyen ilim, deliliktir.
• Bugün seni günahlardan uzaklaştırıp iyilik ve salih amele sevk etmeyen ilim, yarın seni cehennem ateşinden uzaklaştırmaz.
• H.z. Peygamber efendimiz ‘’ Ef falan! Geceleri çok uyuma. Zira gece çok uyku, kişiyi kıyamette fakir bırakır.’’ buyurmuştur.
• Gecenin ilk yarısı, gecenin ortası, seher vakti ve şafak sökünce; Arş’ın altında ‘Yok mu ALLAH’a ibadet edecek olanlar, kalksınlar!’ diye seslenilir.
• Söz ve eylemlerin Şeriat’a, yani İslam hukukuna uygun olmalıdır.
• Bilesin ki dil söyler ama kalbin için gaflet, arzu ve emelle doludur. Bu da insanı bekleyen kötü akıbetin bir habercisidir. O yüzden samimi bir çaba ve mücadele gösterip nefsani arzu ve eğilimlerine gem vurmadıkça, kalbini ilim ve marifet nuruyla asla ihya edemezsin.
• Manevi yolculuğa çıkacak olan kimsenin yapması gereken şeyler;
- ilki; kişi, doğru ve gerçek akideye sahip olmalı, inancına herhangi bir bidat karıştırmamalıdır
- İkincisi; ‘’ Tövbe-i Nasuh’tur. Yani halis ve samimi bir tövbede bulunmalı, bundan sonra
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabın ilk yarısı Everest tarihiyle ve ilk tırmananlarla ilgili kapsamlı bilgilendirmeler yapıyor. Kalan kısımlar tırmanış ile ilgili. Bol fotoğraflı Mahruki'nin en derli toplu kitabı diyebilirim.
Nasuh Mahruki'nin ilk kitabı, yazılış tarzından da bu anlaşılıyor. Yazıldığı tarihi düşünürsek değerli bir çalışma, çok fazla alıntı var ve bu benim pek hoşuma gitmedi.
İnsanı rezil de eder, vezir de Eden Ah şu lakaplar,gelin birlikte bakalım
Konu olarak ağır kitapların arasında ferahlama adına iyi bir seçim
oldu bu Osmanlı Lakapları tebessüm ederek okudum.. açıkçası
Kimi zaman över ve hoşnut eder kimi zaman da kötüler ve sinirlendirir… Fiziksel özelliklerden de yakıştırılabilir, karakteristik özelliklerden de… Ve çoğu lakabın, öğrenmesi oldukça keyifli bir hikâyesi vardır.
Baltacılar, sarayda hem ısınmak için kullanılacak hem de ekmek fırınlarında ya da hamamda kullanılacak odunları temin eden bir ocaktır.Bunların “Zülüflü Baltacılar Ocağı” diye de bir ocakları vardır.Baltacı Mehmet Paşa, buradan saray hizmetine girmiş.
Sesi çok güzel olduğundan musikiye heves etmiş.Müzik talim etmiş, müezzinlik yapmış.Bu yüzden “Mehmet Halife” namını almış.Temiz yüzlü, akça pakça yüzlü olduğu için de “Pakçamüezzin” lakabını almıştır.Kaba işle uğraşan bir baltacının, müzikle ilgilenmesi çok enteresandır ve ecdadımız açısından gurur duyulacak bir hadisedir...s:28
İşte Osmanlı Lakapları da sizi geçmişe götürerek o dönemdeki devlet adamlarının hiç duymadığınız lakaplarının hikâyelerini anlatıyor. Üstelik bu isimleri neden aldıklarını anlatırken onların kısa hayat hikâyelerine de yer veriyor.
Kaltakçızâde Halil Efendi, Matrakçı Nasuh, Ayıcı Arif Bey, Cenaze Hasan Paşa, Pırasa Ahmet Paşa, Öküz Kara Mehmet Paşa…
Ayıcı Arif Bey:
Mustafa Kemal Paşa’yla Milli Mücadeleyi başlatmak için Samsun’a çıkan 18 kişiden biridir.Ordu komutanlığı yaptığı sırada İnegöl civarında yavru iken alıp beslediği ayıdan dolayı “Ayıcı” lakabıyla anılan Arif Bey 1923’te Eskişehir milletvekilliği yapmıştır.İyi bir istihbaratçı olan Arif Bey, kılık değiştirerek düşman saflarına ayıcı rolünde girerek ajanlık faaliyetleri de yaptığı bilinir.İstiklal Harbi’nde tümen komutanlığı
Yeni bir ufuk ve zevkli bir anlatıyla karşılaşmam için harika bir zamandı. Her alanda manifestlerim işe yaradı ve aradığım o yeni kanı buldum. Nasuh Mahruki, günce, dağcılık… Her şey karanlık oluyor sanarken, 7000’lik zirvelerin karından gelen ışığı bana yansıttı yazar. Ayrıca Khan Tengri Dağı’nın, “kar leoparı” olmak için zirve yapılması gereken beş dağdan biri olduğunu, aklimatizasyonun ne demek olduğunu, Pobeda’nın dağcılar için önemini ve birçok temel şeyi de keyifle öğrendim. Arada fark etmeden Mahruki ile ben de parmaklarımı dondurttum. (Plasebo etkisi sanırım.) Ama endişeye gerek yok, ikimiz de kurtardık parmaklarımızı.
Son zamanlarda okuduğum en keyifli, akıcı ve doyurucu kitaplardandı. Türkiye’de dağcılık alanında birçok ilkin sahibi Mahruki’nin etkileyici bir güncesi. Dili, akıcılığı, konusu çok güzel. Hemen alın kitabı ve benim ilk incelememi de nazik bir şekilde eleştirin lütfen.