Nasyonal El Plan

Nasyonal El Plan
@nasyonelplan
7. Umde - Tevhidi Tedrisat
İlköğretimde öğretimin birleştirilmesi meselesi de belki bazı memleketlerde tartışma yaratabilir. Fakat memleketimizin çağdaş tarihini, hatta bugünün fikri topografyası, hatta etnografyasını nazarı dikkate alan bir kimse öğretimin birleştirilmesinde bir an tereddüt edemez sanırım. Devlet, ilköğretimi -her şey bir yana- yalnız bir öğretim mahiyeti kazanabilmesi için bile kendi elinde birleştirmek ve toplamakla vazifelidir. Birliğe dahil olmamış mektepleri -ki İstanbul'a oranla taşrada daha fazladır- bir defa görmek bu hususta iki türlü düşünmek imkânını ortadan kaldırır. Efendiler, bu ve buna benzer meseleler, mesela mekteplerimizin ihtiyaçlarımıza ve çağdaş esaslara uygun olması, herhangi diğer bir muhitte açıklamaya ve müzakereye belki lüzum ve ihtiyaç gösterir; fakat İstanbul'un en aydın bir muhitinde, Darülfünun salonunda, hiç şüphe etmiyorum ki bu açıklamalarla vakit geçirmek boşunadır.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Reklam
de La Palice Hakikatleri - 6. Umde: Aşar Vergisi
Bu meselelerden bir kısmı, mesela a'şar meselesi iktisadi ve idari bir meseledir. Bunun münakaşa ve muhakemesi bilhassa iktisatçı ve idarecilerin uzmanlık alanındadır. Ümit ediyorum ki uzmanların verecekleri konferanslarda bu meselenin teorik ve pratik yönleri tam bir kavrayışla izah edilir. Ben bu meseleye de diğer meselelere olduğu gibi ancak tarihi bir açıdan bakacağım: A'şar usulünün bilhassa tatbikatındaki suiistimallerin Osmanlı saltanatında birçok haksızlıklara ve ondan dolayı karışıklıklara sebep olduğu Osmanlı tarihince kaydedilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasında, sınırlarının daralmasında a'şar usulünün büyük bir mesuliyet payı vardır. Rumeli karışıklıklarında, re'ayanın ayaklanmalarında ve bunları bahane eden Hıristiyan devletlerin müdahalelerinde a'şar meselesi önemli bir yer tutar. Meşrutiyet devrinden beri iktisat ve maliye uzmanlarımızın hepsi a'şar usulünün aleyhinde bulunmuşlar, fakat diğer bir usulle değiştirilmesinde güçlük gördüklerinden ve o güçlüğü göğüslemeye kâfi gayreti kendilerinde bulamadıklarından olacak ki a'şarı yerinde bırakmışlardır. Nihayet, son İzmir İktisat Kongresi -ki memleketin çoğu tarafından kâfi miktarda gerçek iktisadi menfaat temsilcilerini toplamıştı- a'şarın kaldırılmasını kamu menfaatlerine uygun buldu. Gayet küçük bir azınlık belirsiz bir şekilde a'şarın muhafazası lehinde söz söylediyse de, bunlardan çoğunun a'şardan faydalanan takımdan, yani mültezimler sınıfından bulunduğu belliydi... Tabii böyle şahsi ve kısa düşüncelerin alınan kararlara ciddi tesiri olmadı. İşte tarihe böyle yüzeysel bir bakış bile a'şar usulünün ıslahı lüzumuna hepimizi ikna edebilir zannındayım.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Milli Hareketler - Millet Tanımı/Tek Dünya Devleti Anti-tezi
Geniş manasıyla siyasi hareketlerden sayılmakla beraber özellik ve öneminden dolayı ayrı bir ana hattı mahiyetinde çizilebilecek milli hareketler de 19. asır tarihinin birçok vakalarını etrafına toplar. Milli hareketler, "millet" tabir ettiğimiz camiaların -ki kültür birliği ile birliğini kazanmıştır- varlığına, yaşamasına ve gelişmesine lüzumlu şartların vücuda gelmesini hedefliyordu. Avrupa kavimlerinden bazıları parçalanmış, bazıları diğer kavimlere tabi ve mahkûm edilmiş bir halde, 19. asra dahil oldular. İşte bu parçalanmış ve mahkûm kavimler, o asrın içinde ve onu takip eden asrımızda toplanmaya, yabancıların hâkimiyetleri altından kurtulmaya ve bir devlet halinde birleşmeye uğraştılar, mâni olmak isteyenlerle mücadele ettiler. Bu mücadelelerin toplamı milli hareketlerdir.
Sayfa 61·Kitabı okudu
İhtilaller
19. asrın Avrupa'sında az fasılalarla birçok ihtilaller oldu. 18. asır sonunda başlayan Fransız ve ondan evvelki Ingiliz ve Amerika ihtilallerinden itibaren bütün bu ihtilallerin gayesi aynı denilebilir: Zamanla tarihi bir surette kurulmuş devlet teşkilatını bazı yeni fikirlere göre değiştirmek, "istibdat" denilen idare tarzı yerine halk temsilcileriyle idare olunan bir yeni devlet şekli koymak, imtiyazlı ve imtiyazsız sınıflardan meydana gelen toplumu sınıf farkı kabul etmeyen "vatandaşlar" cemiyetine dönüştürmek, bazı fertlerin ve bazı milletlerin bazı haklardan mahrumiyetlerine son vererek, ferdi ve milli hürriyet ve eşitliği temin etmek. İşte 19. asır ihtilallerinin gayesi bunları elde etmekti; hiç değilse işin dış yüzü buydu... Bu ihtilaller, siyasi hareketlerdendir. 19. asırda siyasi hareketlerin gayesini, genel ve kısa bir cümleyle "hürriyet ve eşitlik elde etmektir" diye ifade edebiliriz. Hürriyet ve eşitliği elde etmek isteyenler ile buna mâni olmayı arzu edenler arasında devamlı mücadeleler olmuştur. Bu mücadeleler bazen müzmin, bazen hâd bir şekil alır. Hâd hali mevcut müesseselerin zorla değiştirilmesine teşebbüs mahiyetinde tecelli eder ki, o zaman hakikaten bir ihtilal (révolution) meydana gelmiş demektir. Mücadelenin müzmin şekli, kanuni vasıtalarla devamıdır. Bu takdirde değişim, inkılap, kanuna uygun olarak ortaya çıkar ve buna Islahat (reform) namı verilir. 19. asırda Ingiltere'nin siyasi hareketleri "islahat" tarzında, Fransa'nınki "ihtilal" şeklinde, Osmanlı Devleti'ninki ise her ikisinin karışımı halinde meydana gelmiştir. "Tanzimatı Hayriye"nin tatbiki islahattan, her iki Meşrutiyetin alın- ması ihtilallerden sayılır.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Yusuf Akçura - Doğu Medeniyeti Eleştirisi
Efendiler, Doğu medeniyeti Rönesans, dini reform ve ihtilal hareketlerini başarıyla geçirerek gelişmiş olmadığından, bugün metafizik fikir sistemlerine tabi, skolastik ve tümdengelimci düşünüş tarzına mahkûm bir haldedir; bu bakımdan donuk ve kısırdır. Evrim (l'évolution) tabii kanununa, hayat ve tabiattan öğrenerek uymak istemez. Fikriyat sahasında ona bilakis direnmek emelindedir. Bu bakımdan muhafazakârdır. Doğu medeniyeti, bugünkü vaziyetinde fikri sultaları, serbest araştırma ve tecrübeye, bağımsız inceleme ve eleştiriye; mevcut müesseselerin muhafazasını, müesseselerin yeni ve gelişmiş şekillerini araştırmaya; kısaca geçmişi geleceğe tercih eder. Doğu medeniyetinin bugün de mevcut müesseseleri ortaçağdan kalmadır. Hukuken metafizik ve tümdengelimci fıkhın çerçevesinden harice tamamen çıkamamış; iktisaden küçük sermaye, ilkel ziraat, küçük sanayi, küçük ticaret, bilinen tabiriyle esnaf teşkilatından ilerleyememiş; toplumsal bakımdan feodalizmi değiştirememiş; büyük burçlu (burjuva) sınıfını doğuramamış; siyaseten de dini-feodal şeyhlik, ağalık, beylik ve halife-sultanlıklardan daha gelişmiş siyasi şekillere yükselememiştir. (Sami gelenekten gelme dini ve eşitlikçi ilkel cumhuriyet tarzı İran, Bizans ve Turan tesiriyle pek çabuk unutulmuştur.) Doğu kavimlerinin milliyet mertebesine yükselmesi, o kavimlerin ancak sınırlı tabakalarında gözlemlenir; Doğu'da milliyet fikri henüz yerleşmiş değildir.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Siyaset & Politika