Demokrasi, milli hâkimiyet bir-bir buçuk asırdan beri çok gelişmiş olmakla beraber, son asırların keşiflerinden sayılamaz. Milattan önce demokrasiler vardı. İsviçre beş-altı yüz yıllık bir demokrasidir. Fakat bir cemiyetin aristokrasiden demokrasiye geçişine ve demokrasi teşkilatına ait bizce en iyi misali İslamın bağrındaki vakalar oluşturur. Mekke, İslamın ortaya çıkışından önce Venedik ve Ceneviz gibi tüccar eşraf tarafından idare olunan aristokrat bir cumhuriyetti. Kureyş'in zengin tüccarları, Kureyş'in ileri gelenleri, bir nevi senato demek olan Dârü'n-nedve'de toplanır ve devlet işlerini görüşüp idare ederlerdi. Hakimiyet kuvvetine Nedve ehli sahipti. Üyelerden belli başlıları bazı dini, askeri ve siyasi vazifeleri yapmak imtiyazına kalıtımsal olarak sahipti. Hazreti Peygamber, Allah'tan aldığı emir icabınca iman eden bütün insanların hükümet ve idare işlerinde de hukuken eşit olduklarını ilan edince, Mekke'de, hâkim aristokrasinin yanı başında küçük demokratik bir cemaat, bir demokrasi oluşmuş oldu; ve bu küçük cemaat az bir müddet zarfında büyüyerek, Medine ve Mekkelilerin hemen hepsini kendi içine alarak, o eski aristokratik idarenin yerine demokratik bir devlet kurdu. Müslümanlar İslam devletinin gerçek hâkimidir, hükümdarıdır; bütün Müslümanlar siyasi işlerde, hükümetin idaresinde görüş ve yetki sahibidir. Mekke'nin İslami tarihinde artık Kureyş'in ileri gelenlerinin toplantı yeri olan Dârü'n-nedve yoktur; devlet işleri ve meseleleri camilerde görülür. Müminlerin bizzat imamlık eden seçilmiş emiri yahut onun yerine geçen vekilleri her cuma her camide cemaatle istişare ederler. Cemaatin her ferdi imam veya vekiline görüşünü tam bir hürriyet içinde söyler. Her mümin cuma namazını cemaatle kılmaya, yani müşaverede hazır bulunmaya mecburdur. Cuma namazı farz-ı