Bununla beraber efendiler, tebaa, re'aya, yani asıl halk, Osmanlı saltanatının bazı devirlerinde hayli geniş geçiniyordu. Bunun sebeplerini izah için, evvelen merkezde ve saray etrafında yaşayan hâkim zümre ve muhafızları dışında kalan halkın şöyle bir kabataslak tasnifini yapmaya çalışalım: İstanbul'da ve diğer şehirlerde asıl şehirli halk, yani tüccarlar ve esnaf vardı. Köylerde ise türlü adlarla anılan bir tür soylular, yani zeamet sahipleri ile asıl köylüler vardı. Bu iktisadi ayrılmadan başka bir de dini ve milli bölünme mevcuttu: Tebaa, İslam ve Hıristiyan olmak üzere iki kısma ayrılmış bulunuyordu. İslam ve Hıristiyanların kavmi farklarından kaynaklanan değişiklikleri geçiyorum.
Zeamet sahipleri Osmanlı hâkim zümresinin vilayetlerdeki devamı ve uzantısı sayılabilir. Bu bakımdan harplere iştirakinde ganimetlerden hissesi az olmazdı. Bundan başka köylülerden vergi de alırdı. İktisadi seviyesi düşkün değildi. İstanbul esnafı hâkim zümrenin ihtiyaç ve israflarına lazım her türlü vasıtaları, bilhassa ziynet eşyasını hazırlamakta olduğundan, refah içinde yaşardı. Diğer şehirlerin esnafı, pek fazla türde olmayan zaruri ihtiyaç eşyasıyla beraber harp ve sefer levazımını hazırlayarak geçimini sağlardı. Tüccarlar, bilhassa sahil şehirleri tüccarları, Osmanlı saltanatı genişlediği devirlerde, Doğu Akdeniz ve Karadeniz ticaretlerini hemen kendilerine hasrederek, sarayla hâkim zümrenin incelmiş ve zorlayıcı arzu ve heveslerini tatmine lazım eşyayı uzaklardan getirterek iyi iş görüyorlardı. Yalnız köylü, çiftçi idi ki diğer sınıflar derecesinde geçimini sağlayamıyor, hele refah ve saadet yüzü hemen hiç görmüyordu. Harp ve seferde en küçük ganimet hissesi -ancak büyüklerden artakalan kısım- köylüye düşerdi. Ağnam ve a'şar vergilerinin en büyük hissesi ise köylüye yüklenirdi.