Nasyonal El Plan

Nasyonal El Plan
@nasyonelplan
İhtiyaca Dayalı Eğitim
Bu öğretim yılımızda birkaç hoca daha kazandık: Büyük Millet Meclisi üyelerinden Nusret Efendi çağdaş ihtiyaca göre düzenledikleri bir programla "ilahiyat" dersi vereceklerdir. Büyük Millet Meclisi üyelerinden Doktor Tevfik Rüştü Bey" "toplum sağlığı bilgisi" dersini ve muktedir uzmanlarımızdan Doktor Nâzım Şakir Beys "psikoloji" dersini üstlenmişlerdir. Derslerimiz bu sene de, geçen sene olduğu gibi, toplumsal ihtiyaçlarımıza karşılık gelecek bir şekilde, yani hayati bir gaye takip edilerek verilecektir.
Sayfa 137·Kitabı okudu
Reklam
Akçura Psikolojik Egoizmi Kabul Ediyor
Zaten efendiler, âcizane görüşüme göre, sanat için sanat teorisi batıl olduğu gibi, sırf ilim için ilim de yoktur; sanat da, ilim de hayat içindir. Sanat da, ilim de ferdi veya toplumsal hayatı sürdürmeye, güçlendirmeye, süslemeye hizmet eder. İnsanlığın her türlü mesaisinde gaye kendisidir: Kâinatın merkezinin, mahlûkların özünün, yaratılmışların gayesinin âdem olup olmadığını henüz araştıramadım; fakat âdem için merkez de, öz de, gaye de ancak âdemdir...
Sayfa 137·Kitabı okudu
İslam'da Demokratik Yapılar
Demokrasi, milli hâkimiyet bir-bir buçuk asırdan beri çok gelişmiş olmakla beraber, son asırların keşiflerinden sayılamaz. Milattan önce demokrasiler vardı. İsviçre beş-altı yüz yıllık bir demokrasidir. Fakat bir cemiyetin aristokrasiden demokrasiye geçişine ve demokrasi teşkilatına ait bizce en iyi misali İslamın bağrındaki vakalar oluşturur. Mekke, İslamın ortaya çıkışından önce Venedik ve Ceneviz gibi tüccar eşraf tarafından idare olunan aristokrat bir cumhuriyetti. Kureyş'in zengin tüccarları, Kureyş'in ileri gelenleri, bir nevi senato demek olan Dârü'n-nedve'de toplanır ve devlet işlerini görüşüp idare ederlerdi. Hakimiyet kuvvetine Nedve ehli sahipti. Üyelerden belli başlıları bazı dini, askeri ve siyasi vazifeleri yapmak imtiyazına kalıtımsal olarak sahipti. Hazreti Peygamber, Allah'tan aldığı emir icabınca iman eden bütün insanların hükümet ve idare işlerinde de hukuken eşit olduklarını ilan edince, Mekke'de, hâkim aristokrasinin yanı başında küçük demokratik bir cemaat, bir demokrasi oluşmuş oldu; ve bu küçük cemaat az bir müddet zarfında büyüyerek, Medine ve Mekkelilerin hemen hepsini kendi içine alarak, o eski aristokratik idarenin yerine demokratik bir devlet kurdu. Müslümanlar İslam devletinin gerçek hâkimidir, hükümdarıdır; bütün Müslümanlar siyasi işlerde, hükümetin idaresinde görüş ve yetki sahibidir. Mekke'nin İslami tarihinde artık Kureyş'in ileri gelenlerinin toplantı yeri olan Dârü'n-nedve yoktur; devlet işleri ve meseleleri camilerde görülür. Müminlerin bizzat imamlık eden seçilmiş emiri yahut onun yerine geçen vekilleri her cuma her camide cemaatle istişare ederler. Cemaatin her ferdi imam veya vekiline görüşünü tam bir hürriyet içinde söyler. Her mümin cuma namazını cemaatle kılmaya, yani müşaverede hazır bulunmaya mecburdur. Cuma namazı farz-ı
Sayfa 130·Kitabı okudu
Abdülhamit'in Milli Ekonomi Uğraşları
...Gerçi daha sonraki devirlerde, II. Abdülhamit'in saltanatının ortalarında yerli sanayii kayırmak, yerli tüccarı korumak, büyük sanayi girişimlerinde bulunmak, milli sermayeyle demiryolları döşemek gibi bazı teşebbüsler görülürse de, Batı'nın büyük sanayiine karşılık çok kuvvetsizdir, hiç hükmündedir.
Sayfa 97·Kitabı okudu
Osmanlı'da Toplumun Ekonomik Yapısı
Bununla beraber efendiler, tebaa, re'aya, yani asıl halk, Osmanlı saltanatının bazı devirlerinde hayli geniş geçiniyordu. Bunun sebeplerini izah için, evvelen merkezde ve saray etrafında yaşayan hâkim zümre ve muhafızları dışında kalan halkın şöyle bir kabataslak tasnifini yapmaya çalışalım: İstanbul'da ve diğer şehirlerde asıl şehirli halk, yani tüccarlar ve esnaf vardı. Köylerde ise türlü adlarla anılan bir tür soylular, yani zeamet sahipleri ile asıl köylüler vardı. Bu iktisadi ayrılmadan başka bir de dini ve milli bölünme mevcuttu: Tebaa, İslam ve Hıristiyan olmak üzere iki kısma ayrılmış bulunuyordu. İslam ve Hıristiyanların kavmi farklarından kaynaklanan değişiklikleri geçiyorum. Zeamet sahipleri Osmanlı hâkim zümresinin vilayetlerdeki devamı ve uzantısı sayılabilir. Bu bakımdan harplere iştirakinde ganimetlerden hissesi az olmazdı. Bundan başka köylülerden vergi de alırdı. İktisadi seviyesi düşkün değildi. İstanbul esnafı hâkim zümrenin ihtiyaç ve israflarına lazım her türlü vasıtaları, bilhassa ziynet eşyasını hazırlamakta olduğundan, refah içinde yaşardı. Diğer şehirlerin esnafı, pek fazla türde olmayan zaruri ihtiyaç eşyasıyla beraber harp ve sefer levazımını hazırlayarak geçimini sağlardı. Tüccarlar, bilhassa sahil şehirleri tüccarları, Osmanlı saltanatı genişlediği devirlerde, Doğu Akdeniz ve Karadeniz ticaretlerini hemen kendilerine hasrederek, sarayla hâkim zümrenin incelmiş ve zorlayıcı arzu ve heveslerini tatmine lazım eşyayı uzaklardan getirterek iyi iş görüyorlardı. Yalnız köylü, çiftçi idi ki diğer sınıflar derecesinde geçimini sağlayamıyor, hele refah ve saadet yüzü hemen hiç görmüyordu. Harp ve seferde en küçük ganimet hissesi -ancak büyüklerden artakalan kısım- köylüye düşerdi. Ağnam ve a'şar vergilerinin en büyük hissesi ise köylüye yüklenirdi.
Sayfa 88·Kitabı okudu