Okuması çok kolay bir novella. Bir çırpıda bitti. Ama kan, böcek, yılan, kapalı yer gibi korkularınız varsa asla okumayın. Zira bu saydıklarımdan çok bar bu kitapta.
Mola Yeri’ni büyük bir beklentiyle elime almıştım ama maalesef benim için ortalama bir okuma deneyiminin ötesine geçemedi. Konu aslında fena değil; günlük hayatın içinden, durup soluklanma anlarına odaklanan bir hikâye vaadi var. Fakat anlatım o kadar yüzeysel kalmış ki karakterlerle gerçek bir bağ kuramadım.
Karakterlerin duyguları çoğu yerde havada kalıyor. Derinleşmesini beklediğim sahneler hızlıca geçiyor, bazı olaylar ise gereksiz yere uzatılmış gibi hissettirdi. Özellikle diyaloglar bana biraz yapay geldi; doğal bir akış yerine sanki mesaj verme çabası ön plandaydı.
Kitabın dili sade ve akıcı, bu yüzden okunması zor değil. Ama akıcılık tek başına yetmiyor. Okurken “şimdi bir şey olacak” diye beklediğim anlar oldu, fakat hikâye hep aynı tempoda ilerledi. Ne çok etkileyici bir doruk noktası vardı ne de bitirdiğimde bende iz bırakan bir final.
Kötü bir kitap diyemem ama beklentimin altında kaldı. Çerezlik, kafa yormayan bir okuma arayanlar için uygun olabilir; ancak derinlik ve güçlü karakter gelişimi bekleyenler için yetersiz kalabilir. Benim için ne çok sevdiğim ne de tamamen hayal kırıklığı yaşadığım, ortada kalan bir kitaptı.
Adını Sherlock Holmes’ün evi “221 Baker Street” ten alan 221B, salt edebiyat değil, “polisiye” kültürünün farklı kulvarlarına değinen, araştıran, sorgulayan bir kültür dergisi. İki aylık periyodlarla yayın hayatına devam ediyor. Dergi dizi/film eleştirilerinden çizgi romana, edebiyattan akademik araştırmalara uzanan geniş bir yelpaze sunuyor. Derginin bu ikinci sayısında büyük yanılgılardan biri olan “polisiyede kadın yazar ve dedektif çok az” iddiasını masaya yatırıyor.
İnsanlık tarihi boyunca “sadece erkeklerin dünyası” olduğu iddia edilen tüm alanlarda yaşandığı gibi polisiyede de kadın yazarlar, kadın dedektifler bulunuyor. Ancak bilimde, sanatta, hayatta olduğu gibi görmezden gelindiler, bazı dönemlerde özellikle yok sayıldılar. Yine de yazmaya, yeni karakter ve kurgular yaratmaya devam ettiler. Günümüzde tüm dünyada yüzlerce kadın polisiye yazarı ve okuduğumuz, izlediğimiz onlarca kadın dedektif var. Bu sayıdaki yazılarda Amerikan, İngiliz ve Osmanlı-Türk edebiyatında kadın dedektiflerin / yazarların tarihini ve bugününü tüm detaylarıyla okuyabiliyoruz.
Derginin bu sayısında aşağıdaki konular ve yazılar bulunuyor.
KATİLİN DEĞİL, YAZARIN SOĞUKKANLILIĞI- Ahmet ÜMİT
ROMALI MISINIZ, ATİNALI MI? - Sevin OKYAY
KADER SİTESİ - Celil OKER
ANA AKIM SHERLOCK VE VELİAHTLARININ EN YAKIŞIKLISI: KARA AKIM PHILIP- Gülce BAŞER
NORVEÇ’İN ROCK YILDIZI, POLİSİYE YAZARI JO NESBO - Ceyhan USANMAZ
RIZZOLI & ISLES Ne Yer, Ne İçer? - Fulya TURHAN
DÜŞERKEN BENİ HATIRLA… - Esra ERTAN
HAYATIN KOKUSU- Cenk ÇALIŞIR
BAKER SOKAĞI’NDAKİ DİĞER DEDEKTİF- Oğuz EREN
ÇİZGİ POLİSİYE BOZKIR- Yazan: Levent Cantek - Çizen: Murat Başol
BELGESELLE CİNAYET ÇÖZMEK- Elçin POYR AZLAR
DEDEKTİF HİKÂYECİLİĞİNDE KADINLAR- Suphi VARIM
İNGİLİZ POLİSİYELERİNDE “LEYDİ” DEDEKTİFLER- Tülay Güneş KILIÇ
PAPAZIN EVİNDE
İncelemeye başlamadan önce herkese selamlar uzun süredir yoktum çünkü hayatım inanılmaz derecede yoğun ve karmaşıktı. Bu nedenle önceden okumuş olduğum bu serinin incelemesi bu kadar gecikti. Geçenlerde dizisinin ikinci sezonunun fragmanını yayınlanmasiyla artık dedim Sena yaz artık şu incelemeyi ve kisacik olan aciklamam da bittiğine göre kitaba geçebiliriz.
İlk başta yine her zaman olduğu gibi spoilersiz konusacagim. Kitabı ve seriyi oldukça beğendim. Beklediğimden daha cok bile beğendim diyebilirim hatta. Büyük oranda karakterleri de baya sevdim ama Ravi ve Pip bir baskaydi tabii ki. (Onları özlüyorum)
Serinin ikinci kitabı inanılmaz derecede sürükleyiciydi okulda veya evde müsait olduğum her an elime alıp okudum ve asla bırakamadım. Hatta bu kitabın gizemini ilkine göre daha iyi buldum. Sonuclanmasini da aynı şekilde.
Birde geçen incelemede ikinci kitap için not alacağımı söylemiştim şimdi o notları sizinle paylaşıyorum. (Bundan sonrası spoiler içericektir!)
Max Hasting: Daha önceden de sorunları olan biriydi ve mahkeme gününden önceki gün felaket partisindeydi. (şantaj yapmış olabileceğinden şüpheleniyorum.)
Ant ve Lauren: Ant, Connor'ın yakın arkadaşı olmasına rağmen hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor. (fazla tuhaf değil mi?) Bu işin içinde bir iş olabilir.
Layla Mead: Kim olduğu belli değil bir sahte hesap. Jamie'yi uzun süre kandırmış. Şüpheli mesajları varmış.
Luke Eaton: Nat Da Silva'nın şuanki sevgilisi. Belki Jamie'nin Nat'i sevdiğini biliyordu o yüzden de Jamie'ye bir şey yapmış olabilir diye düşünüyorum. (Az öteden salla Sena)
Pip değişmeye başladı. Eskisinden farklı davranıyor. (Kızı delirttiler en sonunda.)
Asla tutturamadim buara da bildiğim şeyler oldu da Charlie Green'i hiç listeye bile almamışım. Benim aptalligim muhtemelen çok
İyi Kız Kötü SonHolly Jackson · Epsilon Yayınevi · 20221,752 okunma
Hayatın bir sahne olduğu söylenir. İrfan Yalçın’ın 'Aşağıdakiler’inde bu söz, yaşlı bir çiftin daracık odasında yeniden doğrulanır. Fuat ve Belma, Anadolu Tiyatro Kumpanyası’nın bir zamanlar alkışlarla karşılanan baş aktörü ve aktrisi. Bugün ise Beyoğlu’nda bir lokantanın altında, farelerin cirit attığı tek pencereli bir odada unutulmuş iki insan...
Bu küçücük odada yaşam, sahnenin gölgeleriyle iç içe sürüyor. Onların dünyasına adım attıkça hem gülümsüyor hem de yüreğin sızlıyor. Tıpkı tiyatronun özü gibi… Çünkü en küçük atışmaları bile bir replikten farksız; geçmişin tiratlarıyla süslenmiş sözler bugünün yoksulluğuna çarpıyor. Birbirlerine sitem ederken bile sahnedeler sanki.
Kızları ve torunlarını bekleyişleri, unutulmuşluğun içinde hatırlanma arzusunun en dokunaklı yanı. Ama umutları yalnızca aileleriyle sınırlı değil. Her an kapılarını çalacakmış gibi beklenen yontucu ile romancı, onlar için ölümsüzlüğün simgesi.
Geçmişin ruhu, Louis Armstrong’un ve Nat King Cole’un sesinde yeniden duyulur. Özellikle de La vie en Rose şarkısı... Fuat ile Belma’nın birbirlerine olan sevgileri ve küçük oyunları ise yaşamın kendisine tutunma çabasına dönüşüyor.
Yalçın’ın dili yalın ve içten; sıcacık bir etki bırakıyor. Diyaloglar bir tiyatro metni gibi akıyor. Tekrarlar ve sessizlikler dramatik etkiyi artırıyor.
Aşağıdakiler, yalnızca iki yaşlı tiyatrocunun hikayesi değil; aynı zamanda toplumun yaşlılarına, sanatçılarına ve yoksullarına karşı duyarsızlığının bir aynası.
İrfan Yalçın, sahne ışıklarını söndürüp okuyanın kalbine dokunuyor kısacası.
Güzel bir gerilim okumak isterseniz size buraya alayım. Bu yıl okuduğum gerilim- polisiye de ilk 5 e girer. Ve bu cinayeti çözen kişi 17 yaşında ki Pip. Pip 5 yıl önce intihar eden ve cinayetle suçlanan Sal için gerçeği adaleti istiyordur. Kız arkadaşı Andie’nin katili olduğuna inanmıyordur. Ve okul proje konusunu bu kayıp vakası olarak seçer. En güvenilir bilgi kaynağı olacağını düşündüğü için Sal’in kardeşi Ravi’den yardım olur. Ve katille bir kaçmaca kovalamacanın içine girer. SPOILER ! Bay Elliot’tan şüpheleniyordum ve Sal’in katilinin o çıkması hiç şaşırtmadı. Ama Bacca hem kendi ablasını ölüme terk etti hemde Pip’i öldürmeye çalıştı waoww. Bu kitaptaki herkes ahlaken sefildi. Birçok kişiye tecavüz eden Max. Araba kazasını saklayan Naomi. Nat Silva ve diğer herkes. Andie asla masum değildi zaten. Okurken çok keyif aldım. Şeytanın ta Kendisi serisiyle de benzer geldi. Ödev muhabbeti. Asosyal sayılabilecek ana karakter. Okul muhabbetleri. Tabii normal kitaplar da ister istemez kendini tekrar ediyor. Devam kitaplarını merak ediyorum serinin.