...uzun süredir konuşmuyorduk,konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil,her konuşma ikimize de acı verdiğinden.Ben elimde kumanda sürekli kanal değiştiriyordum.O pencerenin önünde oturmuş,gökyüzüne bakıyordu.Gökyüzü kapkaraydı,bulutlar yere düşecekmiş gibi sarkmıştı.Birden bana döndü.Sana tutunuyordum,kopardın dedi.Korkunç bir sıkıntı çöktü içime.Duramadım.Kalktım,montumu alıp evden çıktım.Arkamdan kendini atmış,balkondan.
Bekleyen bekleyişinin sebebi olan değerlerin bekçisi kaldığı sürece doğruyla bağları kurabilecek hazırlık içindedir. Hazır olan huzurdadır. Zaten huzursuzluk hazırsızlıktan başka nedir ki?
İnsanoğlu kendi varlığında bir bağımsızlık özelliği algıladığında, yapıp etmelerinde kendine mahsus, kararı kendinin verip uygulayabileceği bir iktidar alanı bulunduğunu sandığında kendini Allah karşısında bir taraf, bir “yan” kabul eder. Hakkın kendinden sadır olduğu zannına kapılır. Bağlantılı kılan ilkeye tabi olmaksızın doğru davranabileceği görüşü edinir. Bu yan’a çekilme tutumu yanılıştan, yanlıştan başka bir şey değildir. Bu yanılış bir bozulmadan ibaret olduğu halde, taraf olmada inat eden insan heva ve heveslerini Allah’a doğrulatma çabasına girişir.
Güvendiğim dağlara kar yağmış falan değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadr, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum.