Okurken belli bir yerden sonra bıkkınlık gelse de kitabı bitirdiğim şu saatte ''İyi ki okumuşum!'' diyorum. Kitabın önsözünde belirtildiği gibi Moby Dick, basit bir macera romanı olarak da değerlendirilebilir, altında çok derin anlamlar saklı bir eser olarak da. Fakat ben, bu kitaba yalnızca bir macera romanı demenin Melville'in kalemine haksızlık olacağını düşünüyorum.
Romanın son bölümünü okuduktan sonra oturup kitap hakkında düşündüm ve aklıma kitabın üzerinde durduğu konunun ''saplantı'' olabileceği geldi. Bence Ahab insanoğlunu, Beyaz Balina ise bizleri esir alan tutkularımızı, delicesine istediğimiz şeylere karşı duyduğumuz hırsı ve bunun sonucunda ortaya çıkan saplantılarımızı anlatıyor.
Ahab, kırk yıllık bir balinacı olmasına ve bu kırk yıl içerisinde çok fazla balina avlamasına rağmen, hayatının Moby Dick'i öldürmeden bitmesi halinde yarım kalacağına inanıyor diyebiliriz. Bu gözümüzün aklımızdakinden başkasını görmemesiyle, arzuladığımız şeylere kavuşamadan yarım kalacağımıza inanmamızla aynı şey değil mi?
Ahab, Fedallah'ın ölümü hakkında söylediği şeyleri de, Starbuck'ın itirazlarını da duymazdan geliyor. Biz de istediğimiz şeylere kavuşmaya giden o yolda her türlü sese kulağımızı kapatmıyor muyuz?
Ahab, ölümle cebelleşirken ve öleceğine emin olduğu esnada bile pişman olmuyor, kitabın sonlarında geçen bir cümlede bu yolda öleceğini söylüyor. Biz de sevdiklerimizin ya da sevdiğimiz herhangi bir şeyin yolunda öleceğimizi söylemiyor muyuz?
En sonunda ise yıllarca aklından çıkaramadığı varlık, Moby Dick, öldürüyor onu. Yalnız onu da değil, gemideki herkesi. Hatta gemiyi bile, gemideki en küçük cisimleri bile paramparça ediyor.
Kör bir tutkuyla saplanıp kaldığımız her şey, bizi ıssız ve acımasız bir denizin içinde boğulmaya itecek ve biz deniz ejderhalarının