• 144 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Enver Gökçe...

    Siyasetin işkence ve ölüm kokan sokaklarında, bir avuç şehirlinin bir kucak dolusu köylüsüne galip geldiği zamanlarda; kokuşmuş düzene pırıl pırıl düzensizliği tercih eden şairidir.

    Otobiyografisinin ve şiirlerinin yer aldığı bu kitapta Türk Edebiyatı' nın unutulmuş dehlizlerinde güzel bir yolculuğa çıkacaksınız.

    O' nun şiirlerinde Erzincan peynirinin tadına bakarsınız, Adana' da pamuk toplarsınız, denizinde yıkanırsınız; sanırsınız tuzu yok, yakmaz gözlerinizi.
    Öyle bir aşkla anlatır, öyle bir gözle bakar ki gökyüzüne, dünyanın hiç bir yerinde mavi değildir gökyüzü. Mahpus damı, kendi ülkesinde diye sever ve hatta hürriyetinde özler avlusunu.

    Sanatın borcunu canınızla, elektrikle yok edilen erkekliğinizle, aşklarınızla ödediğiniz zamanlardır onlar.

    Her ne ise işte... Gelelim şiirlerine. Postoral (doğa şiirleri) şiirin tanımını soran olursa anında aklınıza bu kitap gelmelidir. Garip' lerin akım akım kol gezdiği bir dönemde Toplumcu şiiri koca bir tez olarak kendilerine referans alırlar. Aslında Nazım abilerinin varisçileridir onlar. Baskı, işkence, mahpusluk, sürgün onlara abilerinden emanettir. Onlar da sahip çıkar abilerinin bu güzel emanetine.

    Şiirlerinin olgunlaşmasında yardımcı olan sanatçılar:

    Nazım Hikmet, Aşık Ali İzzet, Aşık Veysel, Habib Karaaslan, Mehmet Kemal, Ceyhun Atıf Kansu Ahmet Kutsi Tecer, Bedrettin Tuncer, Ahmet Arif, Ruhi Su, Ulvi Araz, Kemal Bekir, Pablo Neruda. Evet evet şampiyonlar ligi.

    Şimdi size Enver Gökçe' nin biyografisini vermeden önce Enver Gökçe' nin ardından gelenlere yazdığı bir yazıyı vermeliyim diye düşündüm. Kendi ağzından şiire bakış açısını da anlamış oluruz böylece.

    "İyi bir sanatçı olmak için önce kendini, halkını sevmesi daha doğrusu bu halkın içinden bu halkın en devrimci sınıfına bağlılık göstermesi içtenlikle bunu yapması şarttır. Hayatı tüm yönleriyle seveceksiniz. İyilikleriyle, kötülükleriyle, pisliğiyle fakat seveceksiniz. Suyunu, dağını, toprağını. Çevreyi de kendisi kadar her şeyini seveceksiniz. Bunu sevdiğiniz bir sürede bunları yaptıklarınıza geçirebileceğiniz ölçüde büyük ve yol gösterici olacaksınız.

    Ben, Türk halkının içinden çıkmış, halkımızın özelliklerini yapıtlarında yansıtmaya çalışan, Genç sanatçı arkadaşlarımı şimdiden kutlarım. (Ankara 1977 1980)

    Biyografisi:

    1920 yılında Erzincan'ın Kemaliye (Eğin) ilçesine bağlı, Çit köyünde doğdu. 1929 yılında ailesiyle Ankara'ya göç ettiler. Burada özel ilkokulda okumaya başladı. Daha sonra Cebeci Ortaokulu' na girdi (1935). Ankara Gazi Lisesi'nin ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu (1947). Türk dilinin tüm kolları, Türkmence, Kırgızca, Karaimce, Göktürk ve Oğuz lehçeleri, İstanbul ağzı vd. üzerinde çalıştı, Divan Edebiyatı'nı uzmanlık derecesinde öğrendi/hakim oldu. Pek çok halk öyküsünü, masalını, bu arada da, Dede Korkut Masalları'nı derleyerek bugünün Türkiye Türkçesine kazandırdı. Sosyalist düşünceye yakınlaşmaya başladı. Türkiye Gençler Derneği'nin (Ankara, 1946) kurucu üyeleri arasında yer aldı. Mezuniyet sonrası, öğretmen olarak atanması siyasî polisin engeline takıldığından, iş bulduğu Yurtlar Müdürlüğü'nün İstanbul öğrenci yurtlarında çalışmaya başladı. 1951 Türkiye Komünist Partisi Tevkifatı'nda tutuklandı ve mahkemede en yüksek cezayı alanlar arasında yer aldı. Tutukluluğu sırasında ve mahkûmiyet sonrası tutulduğu İstanbul Sirkeci'deki Siyasî Şube, Sansaryan Hanı'nın tabutluklarında iki yıl süresince çok ağır işkence gördü. Fiziksel ve psikolojik sağlığını önemli ölçüde yokeden, pek çok şiirinin ve ünlü destanı, Yusuf İle Balaban'ın kaybolmasına neden olan tutukluluk, hapislik ve sürgünlerin sonunda (1959) bu kez de işsizlik ve yoksulluk yakasına yapıştı. İstanbul ve Ankara'da yaşadığı acı deneyimler onun çok zor koşullar altında yaşamak zorunda kalacağı köyüne gitmesine neden oldu. Ağırlaşan hastalığı nedeniyle tekrar Ankara'ya dönmek zorunda kaldı. Kısa bir süre Bulgaristan'da tedavi gördü (1977). Son yıllarını Ankara'daki bir huzurevinde tamamladı. Enver Gökçe, 19 Kasım 1981'de yeğeninin Ankara'daki evinde öldü.

    Enver Gökçe, öğrencilik yıllarında, Nurullah Ataç, Ahmed Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer'in de katılımları olan, dönemin ünlü Halkevleri yayını, Ülkü Dergisi'nde görev aldı; ilk şiirleri (Ağıt, Bir Alıp Satıcı Gönül - 1943) ve yazısı (Çit Köyü - 1943) da burada yayımlandı. Ant dergisinde yayımlanan Köylülerime şiiri büyük yankı uyandırdı. Ant, Yağmur ve Toprak dergilerinin yayımında çalıştı. Daha sonra da şiirleri, 1940'lı yıllarda, Ant, Söz, Gün, Yağmur ve Toprak, Meydan, 1960'lı yıllarda şairin “yeniden keşfi”nin ardından, Türk Solu, Ant, nihayet 1970'lerde, Doğrultu, Yansıma, Yarına Doğru, Toplumcu Gerçekçiliğe Çağrı, Halkevi, Yapıt, Yaba, Yeni Adımlar, Türkiye Yazıları, Sanat Emeği gibi dergilerde yayımlandı.Toplumcu gerçekçi şiir akımının mensubudur. Mezuniyet tezi (1947) olan Eğin Türküleri, türünün ilk örnekleri arasındadır.

    Dünya şairi Şili Komünist Partisi militanı Pablo Neruda'nın şiirlerinden seçmeler ilk kez, Enver Gökçe tarafından Türkçeye çevrilmiş ve 1959 yılında Türkiye'de yayımlanmıştır.

    Bazı şiirleri Zülfü Livaneli, Timur Selçuk, Sadık Gürbüz, Kerem Güney ve Ahmet Kaya tarafından bestelendi.

    1977 yılında, Devrimci Sanatçılar Derneği tarafından banda kaydedilen, "Kendi Sesinden Yaşamı" ve "Kendi Sesinden, Seçtiği Şiirleri ve Pablo Neruda Çevirileri", sürekli güncellenen bir Enver Gökçe bibliyografyasının, Enver Gökçe üzerine yazılanları ve kendi ürünlerini içeren bir kitaplığın bulunduğu, belgelerin, Enver Gökçe'nin fotoğraflarının ve Enver Gökçe'nin kendi çektiği bazı fotoğrafların izlenebildiği, http://www.envergokce.org web sitesinde dinlenebilmektedir.

    Enver Gökçe'nin bazı kişisel eşyaları köyünde, köylüleri tarafından anısına kurulan müzede sergilenmektedir.

    (Biyografı kaynak : Vikipedia)
  • 48 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Nazım Hikmet'in en çok sevdiğim şiirlerini görünce hemen almak istedim . Kitap'ın kapağı da çok güzeldi. Okumaya başladığımda ise daha güzel bir şey farkettim ki ressam Sedat Girgin şiirlere özel yaptığı resimler vardı. Şair'in 3 şiiri "Ceviz Ağacı , Masalların Masalı , Yaşamaya Dair " şiirlerinden oluşan bu kitabı mutlaka alın. Resimler şiirin ruhuna o kadar güzel uymuş ki tekrar tekrar okumak hissi uyandırıyor. İki sanat dalı bir araya gelmesi de çok hoş olmuş. Sevdiğiniz birisine armağan edebilirsiniz. Ben yeğenlerim için düşündüm .
  • Henüz vakit varken gülüm...