Natamam qalmış hisslərimiz, yaşamadıqlarımız, qorxub addım atmadığımız hər an, hər hadisə, hər insan yenidən, təkrar-təkrar eyni yerə qayıtmaq üçün bəhanə olur. Cavabsız suallarımız müxtəlif zamanlarda, tam da unutduğumuzu düşündüyümüz vaxt yenidən bizi qarşılayır.
-İş arkadaşlarım aptal buluyorlar beni.
-Kendinise güvenmiyorsunuz da ondan. Böyle olunca kendinisi beceriksis hissediyorsunus ve anlamsıs, yersis șeyler söylüyorsunus. Ama bu maskenin aynasına alısırsanıs ve onu seversenis... Bakın, karşınısdaki insana bakın. Utanmayın ondan. Sokakta rastlasaydınıs öldürmek mi isterdinis onu? Ne yaptı sise de bu kadar nefret ediyorsunus ondan? Suçu ne? Niçin sevmeyecekmişsinis onu? Önce sis dostluk gösterin bu kadina, ondan sonra baskaları da dost olacaktır onunla!
İnsanları anlamakta hâlâ pek gerisin... Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurulduğumuz gibi işleriz. Bir yerde bir bozukluk oldu mu derhal orayı söküp atmak lazım!.. En kuvvetli insanın bile bazen ne kadar zayıf anları, istediğinin tam aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkâr edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseyi olduğundan daha fena, yahut daha iyi yapamaz!
Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum.