Puan vermedi·166 syf.··
2026 58. kitabı
Domenico Starnone’nin muzip ama bir o kadar da acımasız dünyasına adım atmaya hazır mısınız? Öyleyse başlayalım. Hikâyenin tam merkezinde bir "yanlış mesaj" yer alıyor; çünkü her şey onunla başlıyor. Ana karakterin durumu toparlamaya çalışırken kuyuya daha da batması, olayların tamamen kontrolden çıkmasına yol açıyor. Benzer bir durumla karşılaşsanız siz ne yapardınız? İnkar mı ederdiniz, yoksa izah mı? Starnone evreninde karakterimiz o panik anında durumu düzeltmeye çalışsa da yalanlar yeni yalanları doğuruyor; olaylar trajik bir boyut kazanırken soru işaretleri devasa şüphelere dönüşüyor. Yazar bu metinde teknolojiyi doğrudan eleştirmekten çok, onun dijital hızının ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor; adeta pimi çekilmiş bir bombayı okuyucunun kucağına bırakıyor. Eş ile mesai arkadaşı arasındaki o kaçınılmaz eşik, sadece bir sadakat testi değil; modern insanın takındığı maskeler ile düştüğü ikiyüzlülüğün trajikomik bir yansımasını sunuyor. “Gönderilen kısa bir mesaj nelere yol açabilir ki?” demeyin; bütün cevaplar Yanlış Hedef’te gizli; buyurunuz.
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026108 okunma
Puan vermedi·375 syf.··
2026 5. kitabı
Halit Hüseyini’nin Uçurtma Avcısı romanı, Kabil’in ayrıcalıklı dünyasından Amerika’nın göçmen mahallelerine uzanan, çocukluk suçlulukları, sınıfsal uçurumlar ve vicdan azabıyla örülü sarsıcı bir kefaret yolculuğudur. Emir ile onun için canını vermeye hazır sadık hizmetkarı Hasan’ın trajik dostluğu üzerinden yükselen hikaye, sadece bir ihanetin ve onun ömür boyu süren ağırlığının psikolojik anatomisini çıkarmakla kalmıyor; aynı zamanda monarşiden Taliban karanlığına sürüklenen Afganistan’ın kaybolan ruhunu da sinematografik bir dille gözler önüne seriyor. Hüseyini, ana karakteri Emir’i kusursuz bir kahraman olarak değil, korkuları ve bencillikleri olan çıplak bir insan olarak resmederek okuyucuyu kendi içsel mahkemesiyle yüzleştiriyor. Nihayetinde akıllara kazınan o meşhur "Senin için bin tane olsa yakalarım!" cümlesiyle hafızalarda yer eden bu zamansız başyapıt; dostluğun, babaya yaranma çabasının ve ne kadar uzağa kaçılırsa kaçılsın peşinizi bırakmayan geçmişle yüzleşme cesaretinin en dokunaklı, en yürek burkan edebi tezahürlerinden biridir.
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,2bin okunma
Reklam
Bir Dinazorun Anıları Kitabı Hakkındaki Görüşlerimiz
Puan vermedi·
Her zaman okumayı ertelediğim kitaplardandı. Hidayet Irak Bey’in ısrarlı tavsiyesi üzerine hemen okumaya başladım. Hidayet Bey önerdiyse kesin okunmalı diye düşündüm. Henüz bitmediği için kesin hükümler vermeyeceğim. Ancak Urgan’ın birkaç kitabını okuduğum için üslubunu az çok tanırım. Aşırı Amerikan karşıtlığını İngiliz Edebiyatı Tarihi adlı kitabından biliyordum. Anıları hakkında ne söylenilebilir. Şahsi olduğu için tenkidi yerli bulmuyorum. Ancak Güzin ve Abidin Dino, Berna Moran gibi birçok dönemin aydını ile münasebeti olması beni bir çevre olarak yorumlatıyor. Ve kaliteli bir çevre. Hepsi Batı edebiyatını iyi bilirdi. Abidin Dino’yu Tanpınar’ın anılarından hep duyardık. Güzin Dino uzun yıllar Paris’te kaldı. Dolayısıyla çok güzel, kaliteli bir çevrede kendini yetiştirmiştir. Bazı görüşlerine asla katılmadığım gibi anlattıklarının bazıları ise doğru kabul edilebilir.
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 31. kitabı
Şebnem hiç var olmadan nasıl da iz bıraktı içimizde... Ayfer Tunç, Kapak Kızı'nda Şebnem'in hikâyesini öyle incelikle işlemiş ki roman bitse de karakterler zihninizde yaşamaya devam ediyor. Kitap, her karakterin dünyasına ayrı ayrı dokunuyor. Bünyamin'in sırtını sıvazlamak, Ersin'i uzun uzun dinlemek, Selda'nın yanında olup elini tutmak istiyor insan. Çünkü onların hikâyelerini okurken yalnızca seyirci kalmıyor, yanlarında yürüyorsunuz. Bir Şebnem geçiyor herkesin hayatından ve herkeste farklı izler bırakıyor. Ayın kızı Şebnem, yalnızca çevresindekileri değil, okuru da kendine dönüp bakmaya zorluyor. Çünkü insan böyle; geçtiğini sandığı şeyler çoğu zaman gerçekten gitmiyor hayatından. Bir köşede kalıyor, derin izler bırakıyor ve hiç beklenmedik bir anda yeniden kanatıyor yaralarını. Ayfer Tunç'un en sevdiğim yanlarından biri de kısa cümlelerin içine koca anlamlar sığdırabilmesi. Örneğin; “Güvenli aile evinin insanı anlamaktan uzak kurallar silsilesi hayatın karşısında para etmiyordu.” cümlesi... Okuyup bir süre duvara bakıyorsunuz. Düşünüyorsunuz. Sonra kendi hayatınızı sorgulamaya başlıyorsunuz: Ne için yaşadım? Yaşadığımı gerçekten yaşayabildim mi? Geçen yılların hakkını verebildim mi? Kitabı bitirir bitirmez, sıcağı sıcağına yazıyorum bunları. Ve içimden şu geçiyor: Keşke bir gün Ayfer Tunç'u evime davet edebilme şansım olsa da karşılıklı oturup uzun uzun kahve içebilsek. Çünkü bazı yazarlar sadece hikâye anlatmaz; insanın içine dokunur, ona kendini anlatır. Ayfer Tunç da benim için tam olarak böyle bir yazar.
Duygu ve Düşünce
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
Sapıkça davranışları normalleştirmeyin
Puan vermedi·%22 (108/480 syf.)·
Açıkçası bu kitaptan gerçekten de yüksek bir beklentim vardı ve bunun en büyük sebebi de Damla'nın (samimiokur) bu kitabı çok beğenmiş olmasıydı. Maalesef pek de düşündüğüm gibi çıkmadı. Belki ilerleyen sayfalarda daha ilgi çekici oluyordur ancak sabredemeyeceğime karar verdim. Yarım bırakmama sebep olan şeylerden bahsedeceğim, belki birileri için yararlı olur. Dikkatimi çeken ilk şey yazarın anlatımıydı. Cümleleri genellikle "şu olduğunda bu oldu" şeklinde kurmuş. Daha anlaşılır olması için birkaç örnek: 1. Çatık bakışlarım onu bulduğunda ürperdim. 2. Karşısında aptal gibi durduğumu anlayıp, kendime öfkelendiğimde elimdeki kalemi tezgahın üzerine bırakıp başımı dikleştirdim. 3. Duyduklarımla dudaklarım aralandığında nefesim kesildi. Yazar bence "ve" kelimesinden nefret ediyor. Bu tarzda kurduğu cümlelerin çoğunda "ve" kullanmış olsaydı çok daha akıcı ve güzel bir anlatım yakalayabilirdi diye düşünüyorum, en azından benim için. Tercih ettiği anlatım beni rahatsız etti, çok gereksiz buldum ve bazı noktalarda anlam da bozulmuştu. Bir örnek: Kaşlarım çatılıp alnımın ortasında ince bir çizginin oluşmasına neden olduğunda, parmaklarımın arasında duran zarfın maksadını çözemedim. Kaşların çatıldığı için mi zarfın maksadını çözemedin yoksa zarfın maksadını çözemediğin için mi kaşların çatıldı? Mantıkken ikinci seçeneğin olması gerekiyor, öyleyse burada cümlelerin sırası yanlış. Sonrasında her şeyin renginden bahsedilmesi var. Bordo kadife kumaş, çizim defterinin kırmızı kapağı, giydikleri her bir kıyafet, Berna ablanın yeşil kazağı, Ekrem amcanın kahverengi gözleri... Karşımıza çıkan neredeyse herkesin göz ve saç rengini biliyoruz. Bazen de aynı şeyin renginden birden fazla kere bahsediliyordu. Feray her tayt giydiğinde taytın renginin siyah olduğundan
Persona 1: KaranlıkAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 2024436 okunma
Ah bu kadın olmanın zorluklar…
Puan vermedi
Selam arkadaşlar, bu kitap size konforlu bir okuma koltuğu vaat etmk yerine, sizi Arnavutluk’un o vahşi ve baltayla kesilmiş dağ kanunlarının tam ortasına, Bekià’nın paramparça zihnine fırlatıyor… Kitapta ne düzgün akan bir zaman var ne de imla kurallarına boyun eğen cümleler var, yazar adeta karakterin travmalarından, bastırılmış çığlıklarından kendine has bir dil inşa etmiş… Özgürlüğünü kazanmak için kadınlığından vazgeçip bir "yeminli bakireye", yani Matija’ya dönüşen karakterin o büyük iç hesaplaşmasını okurken, aslında dışarıdaki erkek dünyasından kaçarken kendi içinde nasıl bir zindan yarattığına şahit olacaksınız… Tam da bu noktada hikayenin bir gazeteciye itiraf şeklinde aktarılması, akıllara Nawal El Saadawi’nin o sarsıcı eseri Sıfır Noktasındaki Kadın ’ını getiriyor. Tıpkı Firdevs’in idam hücresinde kendi gerçeğini çiğ bir dille haykırması gibi, Matija da maruz kaldığı ataerkil vahşete karşı aldığı o radikal ve uç kararı benzer bir yüzleşme tonuyla akıyor… :((( Kesinlikle okunmalı diyorum ben. Vesselam
Alıntı
Geriye Kalan KadınRene Karabash · İthaki Yayınları · 202699 okunma
Reklam
Reklam