Ne hareketli günlerdi değil mi? Bütün toplum ayaktaydı, üniversitelerde işgaller, boykotlar, fabrikalarda işçiler, kırsalda köylüler, şehirlerde bizler yani Gençlik.
Hoşgörü!Zamanımızın hoş ve zorunlu sözcüklerinden biri, görünürde zararsız, gerekli, vazgeçilmez bir sözcük!Hoşgörü:Duyarlılık yüklü her konuşmanın, bir alkış bekleyen her mantık yürütmenin kraliçesi; ancak yüreklerimize ve zihinlerimize bağnazlık tohumları ekmeye niyetlenenlerin ağzından çıkması olası hoşgörüsüzlük kavramının karşısına dikilen karşıtı. Televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden, kamuoyunun karşısındakilerin ağızlarından hoşgörü yüklü sözler damlıyor! Bağışlama -o kolay, hızlı ve tam bağışlama, üzerinde fazla düşünmeden ağızdan çıkan cinsinden hani: "Oğlunuzun katilini bağışlıyor musunuz?" "Evet, tabii, bağışlıyorum,"- ve hoşgörü uygar kişi sıfatını elde edebilmek uğruna içinde yüzdüğümüz balçığın adıdır.Peki ama bu sözcük nereden -ve ne zaman- beliriverdi hayatlarımızda?Mutlak olarak hoşgörüsüz kişilerle çevrili çocukluğumda bu sözcüğün telaffuz edildiğini anımsamıyorum. Defterleri konfeti küçüklüğünde yırtan ve avaz avaz bağıran sınıf öğretmenimin bu sözcükle bir ilintisi olduğunu hayal bile edemiyorum: Büyük olasılıkla o bu kavramı bir tek "hoşgörü yuvaları" olarak duymuştu. Merlin yasalarının geçerli olduğu günlerdi. Yuvalar ortadan kalkınca hoşgörü de kalktı herhalde.
**Benim yeniyetmeliğimde ve aşırı karşı uçlarda yer alanların ağır şiddet gösterilerinde bulunduğu günlerde yaşadığım gençliğimde de hoşgörüden söz edilmezdi. Komünist ideoloji efsanesinin ve onun yarattığı sistemlerin ayakta olduğu günlerde de hoşgörüye değinilmezdi. İtalya'da sadece İtalyanların yaşadığı günlerde hoşgörü anılmazdı. Gökyüzünde uçaklar, yer altında metro trenleri havaya uçmaya başlayınca her şey değişti. Ufuklardan ideoloji, yeryüzünden cennet silinince, evimizi çeviren çitin sağladığı huzur olmayınca, hareket özgürlüğümüzün