Bin türlü dünya meselesi içinde mütemadiyen kendisini unutulmuş bulmak ve bir buğday tarlası içindeki gelincik hicabını her an duymak hakikaten güçtür.
Hakikatte ise bütün etrafında uğultusuyla, lakaydisiyle onu ezen bu kalabalık, kendisini silkip atan azgın at, yarın sadece onun eserleriyle yaşayacaktır.
Yeni ile güzelin arasını iyice ayırmak lazım. Her yeni behemehal güzel olmaz. Fakat her güzel olan insana yeni gibi görünür. Bunun sebebi güzele alışmaklığımızın imkansızlığıdır; güzeli unutabilir, görmeyebilir, ihmal edebilir, fakat ehlileştiremeyiz. Baudelaire'in ezbere bildiğim filan veya falan manzumesinin başka bir tab'ını adeta yeni gibi okuduğum olmuştur. Güzel bir haddir, ötesine geçilemez. Halbuki yeninin daha yenisi, daha daha yenisi vardır. Çünkü yeni gündeliktir ve en sahih manasında maziye benzer, yani daha formüle edilmeden eskiyebilir. Halbuki güzelin değişmesi için insanlığın gömlek değiştirmesi, bütün had ve kıymetlerinin alt üst olması lazımdır. Nurullah Ataç "şiir budur veya şudur diyen yeniye düşmanım" diyor. Bence her sanatkar bu manada yeniye düşmandır.