Efsuncu Baba, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın toplumumuzun batıl inançlarıyla dalga geçtiği, bizleri bir yandan güldürürken diğer yandan da düşünmeye sevk eden ve bir solukta okunacak kadar kısa olan romanıdır.
Lisede, edebiyat derslerinden aklımda kaldığı kadarıyla “toplum için sanat” yapan Gürpınar’ın yazım tekniği o dönemlerde “kusurlu” olarak nitelenmiş, hikayelerinde direkt “yazar” olarak konuya dahil olup, romanın akışı içerisinde kendi fikirlerine yer verdiği için eleştirilmiştir. Ancak ben romanı okurken bu durumdan rahatsızlık duymak bir yana, döneme ilişkin yaptığı sert eleştirileri kitabın sonunda, yazarın kendi ağzından okuyabildiğim için mutlu olduğumu söyleyebilirim.
Hikaye, adeta Hacivat ile Karagöz’ü andıran ve iplik eğirmekle meşgul olan iki karakterin – Agop ve Kirkor - diyalogları ile başlıyor. Bu iki arkadaş çalışırlarken, bir diğer karakterimiz olan Enveri yani “Efsuncu Baba” ile karşılaşıyorlar ve olaylar gelişiyor. Enveri karakteri, tüm hayatını efsunlara ve tılsımlara adamış, istiharelere yatan ve batıl insançları el verdiğince yaşayan bir karakter olarak anlatılıyor.
Kahramanlarımız, kendilerine anlatılanlara kuşkuyla yaklaşsalar dahi Enveri tarafından define aramaya ikna ediliyorlar ve boş hayaller peşinde, kuyu diplerinde cenneti bulmak umuduyla ellerinden geleni yapıyorlar.
Yazarın bizlere anlatmak istediklerini kitabın sonunda, Agop ve Kirkor’un sözü edilen “define”ye ulaşmalarıyla birlikte anlıyoruz. Gürpınar’ın o dönem için yaptığı “batıl inançlara sahip, kandırılmaya oldukça müsait toplum” eleştirilerinin aslında hala geçerli olduğunu düşünürsek, yaşadığımız toplumun geçen yüz yılda aslında ne kadar az geliştiğini görmüş oluyoruz.
Efsuncu BabaHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202010,9bin okunma
“Ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim. Bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum. Ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanların arasında olmak istiyorum.”
“Ben bir şeyin taklidiydim; fakat, aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. Belki de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım. Yarabbim ne korkunçtu! Belki de birilerinden duymuştum, onlar da başka birilerinden duymuştu, başka birileri de...”
“Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.”