Anlatsana yağmur ; İyi insanların gözleri , neden hep sana benziyor.!
Alıntı
CHP için muhalefet olmak sadece bir tercih değil, bir savunma mekanizmasıdır. İktidara geldiği an, devletin tüm denetim mekanizmaları (Sayıştay, Maliye, İstihbarat vb.) partinin ticari/mali geçmişine ve bugünkü kaynaklarına odaklanır. "İktidar olma arzusu" ile gelen her hamle, otomatik olarak bir "gözlem" davetiyesidir. "Servetin halkın gözüne girmesi" veya rakipler tarafından "ifşa edilmesi" riski, iktidarın getireceği yetkiden çok daha büyük bir tehdit oluşturur. Muhalefet kalmak, mevcut serveti ve klik yapısını "dokunulmaz" kılar. Siyasi partilerin bir "ekonomi-politiği" vardır. Eğer bir yapıda; üyeleri, yöneticileri ve kadroları besleyen (maddi veya statü olarak) dışa kapalı bir kaynak havuzu varsa, ve bu havuzun devamlılığı, yapının iktidara gelip "dağıtılmamasına" bağlıysa; bu yapı, iktidarı "varoluşsal bir tehdit" olarak algılar. İktidar koltuğuna oturmak, bu kapalı devre sistemin bozulması, dışarıdan (yani halktan veya devletin bürokratik aygıtlarından) gelecek müdahalelere açık hale gelmek demektir. Klikler için en "kârlı" pozisyon; sistemi içeriden yönetebilecekleri, ancak sistemi tamamen şeffaflaştıracak bir "iktidar" sorumluluğunun getirdiği denetimden uzak kalacakları "muhalefet" pozisyonudur. Rakiplerin, iktidar arzusuna karşı bu "servet ve klik" kozunu kullanması, partinin iktidar söylemlerini etkisiz kılan bir "Caydırıcı Tehdit" mekanizmasıdır. İktidara talip oldukları an, karşı taraf "Bakalım bu servet nereden geliyor?", "Bu klikler kimleri besliyor?" sorularını yüksek sesle sormaya başlar. Bu tehdit, partiyi kendi iç dengelerini bozmamaya ve "gereksiz risk almamaya" zorlar. CHP'nin neden "kazanmaya yakın gibi görünüp son düzlükte kilitlendiği" sorusuna, ideolojik değil "müesses nizamın korunması" üzerinden çok net bir cevap verdik: İktidar olmak,
Siyaset
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsana Dair
İnsanları anlamak zor. Herkes anlaşılmak istiyor ama çok az kişi gerçekten anlamaya çalışıyor. Bu yüzden kalabalıklar arttıkça yalnızlık da artıyor. Asosyallik her zaman insanlardan kaçmak değildir; bazen kendini bulmak için sessizliği seçmektir. Felsefe neden yaşadığımızı sorgularken, psikoloji nasıl yaşadığımızı anlamaya çalışır. Belki de insanın en büyük sorunu yalnız kalmak değil, kendini ait hissedeceği insanları bulamamaktır.
Duygu ve Düşünce
bugün kafa radyom: "güzel âşık cevrimizi çekemezsin demedim mi? bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi?" ve "bu akşam çok efkarlıyım kalbim neden kan ağlıyor? bunu bir bilsen sevgilim" ve "ben sözümü tuttum kalmadı umudum seni terkedeceğim" babam derdi ki rüyanda sürekli aynı şarkının aynı kısmını döndürüp döndürüp söylersen kusarak uyanırsın bu yüzden şimdi uyumaktan korkuyorum en azından politikadan ve ekonomiden arınmış bir zihin, bir önceki gecesinde politika üzerine hararetli bir tartışma geçirmiş olsa da...
Duygu ve Düşünce
Boş sorular kadar var mı boşluklar Dilim dilime pelesenk gözyaşım iniyor kepenk, acıyor ama sıkılıyorum artık, olmalar bitmiyor ve çok oluyor. Yalnızlığım sar beni, of of of, bitmiyor bu kendini kendine satmalar, savrulmayıp kokmalar, kokuşmalar, ıslatınca yürümüyor kadırgalar. Çekme kürekleri, alnının akından süzülmüyor ter, anca kendini ger ve suspus kendine, şiş ama sis çekme hiç içine yeter be yeter demeler dahi yitmişliğimin n*ok*dağ(.) .. . ..... . . .... ........Ö.Ö ANLAMSIZ bir mors, ses yok Ne kırmızı ne mavi Renklerin unutuşum Ölgünerkek Renklenmedikçe renkler, renkler mi renkler Aşk bir yerinin üzerine oturmuş. Altında kendini bulmuş. İyi oturmuşsa demek, çok uyuşmuşlar! Bir adım sonrasına göz çiziyorum. O göze gölgelip bir adımdan bahsetsinler diye kupkuru bir sıkma sallata sözüm var. Kaşsız göze tozlar kumlar armağan olsun. Batacaklara selamlar ben üstüne yattıkça Gitmeye bir gidiş olsa gerek. Gelmeye geviş. Bulunmayanları seviş. Karanlık da yapar anca aydınlıkta iniş. Yoksa neden durmadan sişiş, kanım dökülmeden bitiş ya da kimine göre finish. Yaşlansa da aynı dikiş. Elin giderse söküş kafan giderse büzüş. Dilin bi yere gitmiyor tükür... Kendi kendine ne şekersin! ne şükela... Konuştukça baydım bai, saymaya başlasam kaç adım var Kendime zırvalardan lavralar.lar.lar ve zort sesi ama çok seslilerden değil, az-gün-düz(mece). Yahu sus be adam diyorum ne olduğunu anlamadan. Sen sen olsan sensizliğinde sessizlik olur muydu? Sessizliğinde sensizlik bıraksan, komşuda da yoktur şimdi, al işte, bu yüzden bizden değiliz. Mavişneişgüzararsın Gidengelmeyorganımauzanmazayaklarımdardamelreçelinebulanmışhiçdeaçdeğilimkalbimeinmegelendermanesatıyorsakorsanlarvar Sahiciyiler MİK Serisi
Babam annem ev hanımı olduğu halde kendi yatağını her sabah topluyor. Annem akşamüstü yürüyüşe gidiyor. Bu yüzden yemeği katmamı babam benden istiyor. Ona kızıyorum. Yapmak istemiyorum. Ama olabilecekleri biliyorum. Söyleniyorum. Bağırıyorum. Fayda yok. Bir ara elde çamaşırını yıkatmaya çalıştığını bana hatırlıyorum. Bunu inat edip yıkamayarak bıraktım. Zor oldu. Ama çamaşır makinesine bir bakıyorum çamaşırını atmış. Çalıştırttırıyor. Sonra serdirtiyor. Annemin yapacağı işleri yıllardır benim yapmam evlilik hakkında fikirlerimin oluşmasına neden oldu. Asla babam gibi bir insan çıksa karşıma evlenmek istemezdim. Bazen annem evde olmadığında yemek yaptığı zaman da olmuştu. Öte yandan elimdeki işi bıraktırtıp mutfaktaki işin başlayıp bıraktığı kısmını bana attığıydı. Bazen tezgah üstünde kırk yılın başı bulaşık görse yıkıyor ama onda bile bulaşıkları temiz yıkamıyor ve tekrar yıkıyorum. Bu yüzden işim uzuyor. Hem sürekli iş sonrası bana neden onu yapmadın şeklinde bir çok bağırma ve öfkeli şeyleri oluyor. Tüm bunlara katlanmaya çalışıyorum çünkü işim yok. Ayrı eve çıkamıyorum. Katlanmazsam bir gün biliyorum ki ya baba katili olacağım. Ya da kendi katilim. Ama mantıklı olan kendimin katili olmak.
1000Kitap