"Bilimsel tarif, bir güçlü nükleer kuvvetin, birbirlerini iten protonları çekirdekte bir arada tuttuğunu söyler ama bu açıklama, neden evrenin her köşesindeki maddenin böyle bir kuvvetin işleyişini belirleyen yasalara uyduğunun ve neden böyle yasaların var olduğunun açıklaması değildir."
Ah arzu, bazen böyle donuklaştırır adamı. Peşinden bir cümlenin içinden bir kelimeyi özenle seçer, ışık hızıyla analiz eder, her sesin çıkarken ağızda izlediği yolu, değdiği dili, dişi, dudağı gözetir, neden başka türlü değil de tam böyle söylendiğine odaklanır. Vardığı sonucun yanlış çıkması halinde neler olacağı bir yana, böyle bir olasılığın akla gelmesine bile engel olur; bağlantıları keser, cesaret kırıcı hiçbir şeyin geçişine izin vermez kâfir.
Zamanıdır, (değilse de hissedilen odur, tam zamanıdır) gelmiş de geçiyordur.
Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
Yürürüz başkentin sokaklarında
Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma
Ayrılık lâfları etme sevgilim
Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa
Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da
Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa
İşimiz mi yok, şu Akay'a sapalım istersen
İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna
Sevgi alma ve sevgi verme yeteneğinden yoksun olan zeka, zihinsel ve ahlaki çöküşe, nevroza ve muhtemelen psikoza bile yol açar.
ben-merkezci bir amaca odaklanan ve insan ilişkilerini dışlayan bir beynin, sadece şiddete ve acıya neden olacağını da eklemek istiyorum.