• İnsan..Tek gercek düşmanimiz insandır.insan ' i ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanin temelindeki neden de sonsuza dek silinecektir..hayvançiftliği#
  • “”Bir süre sonra her şeyden vazgeçiyorsun...!
    Kendini anlatmaya çalışmaktan ve aslında neyin neden olduğunu anlatma çabasından... Yoruluyorsun
    Ve maalesef haklı da olsan artık boş veriyorsun....
    Birçok şeyin önemi kalmıyor; haklı haksız olmak, kendini anlatmak ya da anlatamamak, anlaşılmak veya anlaşılamamak; her şey anlamını yitiriyor ve geriye yalnızca ellerinden tutan
    “susmak”kalıyor.
    Susuyorsun ve artık vazgeçiyorsun...
    Anlatacak hiçbir şey kalmıyor “susarak” bağırıyorsun...
    Ve sonra her şeyi tek kelimeye sığdırıyor, “
    “”Görüşürüz””
    deyip kabuğuna çekiliyorsun...
    Fazla söze de gerek yok, zaten hiç mi hiç anlaşılmıyorsun(!)
    Ne diyeyim?!
    Görüşürüz(!)
    Hep başkaları mutlu, hep başkaları haklı olsun(!)
  • Kim bilir neden yaşanır, kim bilir?
    Neden sevişilir?
    Niçin gülünür?
    Nasıl ölünür?
  • bu şartlar altında bu acının şimdiye kadar geçmesi gerekiyordu, neden böyle oldu ki.
  • 79 syf.
    ·Beğendi·9/10
    #kitapyorum
    #kuşlardagitti
    #yaşarkemal

    ...Azatt Buzatt
    Beni cennet kapısında gözeeet
    oyyy gözeeetttt...

    Yaşar Kemal'i hep çukurovayla,toroslarla,sarı sıcak düzlüklerle,çakırdikenleriyle özdeşleştrmişim nedense ama 1970 lerin İstanbul'unu Floryasını,Taksim'ini ,Yeşilköy'ünü tasvir eden Yaşar Kemali de hiç yadırgamadım doğrusu...

    Yazarı bir kez daha neden sevdiğimi anladımı bu sevimli 70 sayfalı romancıkta. Seviyorum çünkü hayatın gerçeklerini,insanların kötülüğünü fakir ve zengini güçlü vd güçsüzü olduğu gibi egip bükmeden anlatıyor var olmayan güzelliklerden yapmacık mutluuktan bahsetmiyor okuduklarımızın canımızı acıtacagını bile istiye acı gerçekleri vuruyor yüzümüze..

    Kuşlar da gitti ile Yaşar Kemal bizi 1970 lerin floryasına götürüyor. Geçmişten süregelen bir gelenek var insanlar sonbaharda kuşların yogun olduğu düzlüklere gider aglarını tuzaklarını kurarlar yakaladıkları kuşları kafesleyip kilise cami ve sinagog önlerinde insanlara satarlar Azat buzat bizi cennet kapısında gözet nidalarıyla kuşları satın alıp göğe özgürlüklerine uçururlar insanlar
    Bu gelenegin sonn temsilcilerini ,Yurdun degişik yerlerinden gelen 3 çocuğun heveslerini,umutlarını,çaresizliklrini ve hayal kırıklıklarını konu ediyor kitap.

    İnsanların degiştigini merhametsizleştiğini çocuk masumluğunu vuruyor yüzümüze.. Doğanın nasıl tahrip edildiğini anlatıyor sivri dille degil ama okuduğunuz şeyler yüreginize işliyor

    Beğeneceğinizi umdugum bu harika eseri gönül rahatlıgıyla tavsiye ediyorum
    Kitapla kalın


    https://www.instagram.com/...;igshid=uaqvu80nm9lw
  • 68 syf.
    Bol bol yergiyle, elimden gelebildiğince övgüyle ve de SPOILER'larla geliyorum, açılın !

    Popüler kültürün çarklarında ezile ezile, ağızda çiğnene çiğnene tadı kaçmış sakıza dönen, medyatikliği sıkıla sıkıla posası çıkarılmış, dergi kisvesi altında çarşaf çarşaf poster satıp "attention whore"luk yapan paçavraların sürekli alıntılarından ve de trajedik havasından nemalandığı, sabırsız yurdum insanının, okumaya durduğu kitabın son sayfasına bakma merakını ortadan kaldırma kapasitesine sahip bir yazar Stefan Zweig. Neden? Çünkü kitapları az sayfalı !!! Hal böyle olup da esrar gibi elden ele dönünce Zweig kitapları, ben de bir süreliğine uzak durmakta karar kılmıştım fakat tesadüfen elime geçen Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu da okumadan edemedim. Tamam tamam hadi sizin dediğiniz olsun, o çarklar altında ben de ezildim. Kahve konseptli Zweig kitabımın fotosu için sayfama beklerasdafagadfa (daha çok beklersiniz...)

    Zweig okumaya başlarken, sağlam psikolojik tahlillere rast geleceğimin bilincindeydim. Ki üstad gerçekten de zihnin derinliklerini yansıtmayı gayet işi başarmış. Yalnız hastalıklı bir zihnin... Her ne kadar aşk hikayesi gibi görünse de ve sinekten romantizm süzecek okurlar bu hastalıklı hali romantik kabul etse de, ben rahatsız oldum bu denli bir saplantıdan. Aşk demiyorum dikkat ederseniz. Saplantı bu. (Bu arada, düşündüklerim ve yorumlamalarım sadece ve sadece beni bağlamaktadır) Bu arada, es geçmeden söylemek gerekir ki, Zweig'ın bir kadını bu denli içselleştirircesine yazması ayrıca hoşuma gitti.

    Kadın da olsa erkek de olsa, hastalıklı zihinlerden uzak eylesin bizi Rabbim! İçtenlikle söylüyorum, çünkü bunu aşk olarak kabul etmektense aşksız yaşamayı tercih ederdim. Zira bunun bir tık farklı boyutunda, ülkemizde erkekler, kadınların canına kıyıyorlar; kadınlar, kendilerini sevmeyen ve hatta sadece kullanan erkeklerin uğruna gururlarını ayaklar altına alıyorlar. Yazık ki ne yazık... Bilinmeyen kadın da bu hastalıklı zihinlerden biri. R.nin değdiği kapı tokmağını öpmekten tutun da ağzı değdi diye puro izmaritini saklamaya kadar, kapı deliğinden dahi olsa görebilmek için kapı eşiklerinde yatmaya kadar yapmadığı manyaklık kalmıyor. Bunu, çocukluğun verdiği o kayıtsız inatçılık ve rasyonel düşünceden yoksunluk haline yorabiliriz belki de, bunda babadan yoksunluğun izlerini de görüyorum aslında, ama yine de bir noktadan sonrası anlayışla karşılanamayacak düzeydeydi. Annenin kayıtsız hali de caba tabii. Baba ölmüş, anne ilgisiz, çevresi kendisine karşı alaycı, bu durumdan kaynaklı bir asosyallik hali ve hayata entegre olamama durumu da aşikar. Bu vaziyette karakterimiz, kendisini olmadık bir saplantının koynuna atıyor ve acıdan teselli bulmaya çabalıyor. Ne acı... Kadınların tutkulu varlıklar oldukları gözardı edilemez, lakin bazen bu tutkuları yanlış şeyler üstüne yoğunlaşabiliyor demek ki. Hatta bu tutku öylesine bir hal alıyor ki, mektubun bir yerinde Tanrıya rahatça sövebilen ve isyan eden kadın, sevgilisine sitem edecek olduğunda dahi, haklı da olsa destur çekmeden lafa giremiyor. Sevgili, resmen kadının tanrısı olmuş halde. Gelgelelim, tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok.

    Bir başka, beni sinirlendiren noktaya gelecek olursak, zaten başta da belirttim SPOILER olacak bu incelemede, kadının R. den bir çocuk sahibi olması normal karşılanabilir. Aslında bu da normal karşılanmamalı. Neden derseniz, ben bu çocuğun sırf kadının bencilliği sebebiyle dünyaya geldiğini bildiğim için, onun yaşamında karşılaştığı her zorluğu annesine ihale ettim. Peki kadının emeli neymiş bu çocuğu doğururken? R.den, kendisini hiç mi hiç sevmemiş ve hatta tanımayan bir adamdan bir parçayı taşımak, onun çocuk modeline dahi olsa sahip olmak... İşte bu bencilliğin dik alasıdır ve sırf bu konu üzerinden dahi sayfalarca sövebilirim. Yahu sanki adamın kravatına sahip olacakmış gibi, sırf ondan bir parçayı taşımak, ona sahip olmak ve aşkın değil sadece bencilliğin üstün gelmesiyle bu çocuğu dünyaya getirmek, kendi başına bir "birey" olan birini dünyaya salmak, sorumsuzluğun daniskasıdır. Çocuk olduktan sonra, tabii hem sahiplik duygusunu tatmin hem de derinlerde yatan Freudyen bakış açısı (penise sahip olamayan kadının, çocuğu penis yerine koyarak ona sahip olmak isteği) yüzeye çıkmış oluyor böylece.

    Son olarak onca kitap yazmış, namlı bir yazar olan R.nin, kaç kere seviştiği ve hatta diğer bütün kadınlardan farklı olmak üzere birçok hoş mesajı (beyaz gül vs.) kendisinde barındıran bir kadını hatırlayamamasını iyi niyete yormadım. Yahu arkadaş, Avusturya'dan hamsi mi çıkmıyor? Sofranıza balık mı girmiyor? Bu nasıl bir hafıza yoksunluğu? Yani bütün Avusturyalı kadınlarla da yatsan, bu beyaz gül detayı bile insanın hafızasında bir yer eder yani o kadar da değil.

    Dip Not: Karakter babında değerlendirdiğimde, benimsenecek veyahut içselleştirilecek bir karakteri olmaması hasebiyle beğenmediğim bu kitabı, yazarın derin tahlil ve bir kadını yansıtış gücü dolayısıyla beğendiğimi ifade edip, bu ikilemde kaldığımdan dolayı da kitaba puan vermediğimi beyan ederim.
  • 295 syf.
    ·2 günde·8/10
    Kitabı okumanız için 4 neden;

    1- kitabın dili sade, okuması kolay, akıcı, olay kurgusu güzel, sayfalarca tasvir yok,
    2– kitap size Hindistan gerçeğini gösterecek ve Hindistan’a bakış açınız değişecek,
    3- kitabı okurken sanki Türkiye’yi anlatıyor gibi gelecek aslında bir çok konuda kitabın Türkiye anlattığını sanacaksanız yada bizim ülkede bunlar oluyor diyeceksiniz .
    4- kitap mutlu son ile bitiyor