8/10
·464 syf.··
2026 57. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Kızıltepe yazarla tanışma kitabım açıkçası yayinevinden okuduğum ilk kitap. Kızıltepe mahallesinde yaşayan Kızıltepe ve Ayanken çevresinde oluşuyor hikayemiz. Mahalle kurgusu ama çok karakterden oluşan bir kitap.Bu türde uzun zamandır okumadım farklı türlere de arada yer vermek iyi oluyor. Sizde bu türde kitap okumak istiyorsanız tercih edebilirsiniz. Aslında mahalle kültürünü ve bu kültürü anlatan kitapları seviyorum ama bu türde pek kitap okumadım bu kitabı kitap uygulamasinda görmüştüm uzun zaman sonra kitap halini okumak nasip oldu. Kitap ciltli ve içinde ayracı ve kartpostalı da bulunuyordu bu çok hoşuma gitti.Sayfa düzeni ve dizgisi çok güzeldi. Yasak. Bizi tanımlayan tek kelimeydi bu. Aynı ruhu taşıyan iki imkânsızdık biz. Aramızdaki tek sorun yaş farkımız değildi. O, abimin en yakın arkadaşı ve güvendiği tek adamdı. Bu aşk, ikimizi de mahvedecekti, biliyordum. “Daha ne kadar kaçacağız?” dedi.Sıcak nefesi yüzüme değdiğinde bedenim bedenine doğru yaklaştı. “Aramızda hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam mı edeceğiz?”
KızıltepeHazal Aba · Lapis Kitap Yayınları · 2024476 okunma
Kan Davası
10/10
·352 syf.··
2026 16. kitabı
Reşat Nuri’nin diğer eserlerindeki o naif Anadolu esintisini beklerken, Kan Davası beni çok daha sert ama bir o kadar da insani bir yüzleşmeyle karşıladı. Kitap, bir kan davasının o köhne, karanlık tünelinden çıkıp vicdanın aydınlığına ulaşmaya çalışan bir adamın portresini çiziyor. ​Güntekin, burada töreleri bir dekor gibi kullanıp asıl odağı insanın kendi içindeki düşmanla olan savaşına çekmiş. Öfkenin insanı nasıl tükettiğini, affetmenin ise aslında kendi zincirlerini kırmak olduğunu o kadar zarif anlatıyor ki sayfaları kapattığınızda, zihninizi 'İnsan geçmişiyle nasıl barışır' sorusu meşgul ediyor. Anadolu’nun o kadim tozunu, toprağını ve insanının o bitmek bilmeyen vicdan azabını soluyormuş gibi hissediyorsunuz. Reşat Nuri Güntekin'in bu ölümsüz eseri adıyla bir sertlik vadediyor gibi görünse de, aslında ruhun en yumuşak, en kırılgan yerlerine dokunan bir hesaplaşma. Yıllar süren, nesilden nesile aktarılan bir öfkenin, bir insanın vicdanında nasıl şekil değiştirdiğine şahit oluyoruz. ​Bir yanda kökleşmiş geleneklerin soğuk nefesi, diğer yanda ise o nefesi kesmeye kararlı bir vicdanın ateşi... Güntekin, burada bir suçun öyküsünü anlatmıyor; o suçu taşıyan yüreklerin nasıl ağırlaştığını ve affetmenin, intikam almaktan çok daha büyük bir cesaret istediğini bize gösteriyor. İnsan her şeye rağmen kendini aşabilir mi? Vicdan azabı, bir kan davasından daha mı ağırdır? Bütün bu soruların cevabı bu klasik eserde sizi bekliyor. Kitapla ve sevgiyle kalın...
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2009856 okunma
Reklam
Puan vermedi·85 syf.··
2026 44. kitabı
Kitap, şairin aşk, özlem, ayrılık ve hüzün temalı lirik şiirlerini içerir; ancak adını veren uzun şiir ("Bir Gün Anlarsın") kitaptaki en ikonik ve popüler parçadır. Bu şiir, yıllardır seslendirmelerde, sosyal medyada ve edebiyat severler arasında ayrı bir yere sahiptir. Ümit Yaşar Oğuzcan (1926-1984), geleneksel Türk şiiriyle modern duyarlılığı birleştiren, özellikle aşk ve hüznü samimi, akıcı bir dille anlatan bir şairdir. Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığına yakın bir üslubu vardır. Kitap, aşkın acısını, çaresizliğini ve geç kalınmışlığı merkeze alır. Ana temalar Aşkın sancılı hali: Sevmek, beklemek, özlemek ve kavuşamamak. Hayatın boşluğu ve pişmanlık: Her şeyin (şeref, fazilet, güzellik) bir anda anlamsızlaşması. Yalnızlık, çaresizlik ve ölüm: Özellikle son bölümde mezar imgesiyle doruğa çıkan bir kabulleniş ve sonsuzluk vurgusu. Zamanın acımasızlığı: Geçen yıllar, yaşlanma, kaçırılan fırsatlar. Şiir, ikinci tekil şahıs ("sen") üzerinden anlatılır. Bu, hem sevgiliye hitap hem de okuyucuyu doğrudan içine çeken bir etkiler yaratır. Dil sade, imgeler somut ve duygusal olarak yoğun olsa da karmaşık değildir; bu da şiirin geniş kitlelerce sevilmesini sağlar. Kitabın başlık şiiri, bir dizi "Bir gün anlarsın..." tekrarıyla ilerleyen, ritmik ve epik bir monologdur. Yapı olarak tekrarlar (refrain) üzerine kuruludur ve giderek yükselen bir duygusal gerilim yaratır. Ana bölümler ve ilerleyişi Uykusuz geceler ve fiziksel acı: Sevgilinin hayaliyle uykusuz kalan, çaresiz ağlayan bir âşık tasviri. "Sevmek ne imiş bir gün anlarsın" nakaratıyla başlar. Değerlerin çöküşü: Aşk uğruna şeref, fazilet, iyilik gibi kavramların boşalması; başını duvarlara vurma hali. Varoluşsal sorgulama: Ellerin ne işe yaradığı, dünyaya neden gelindiği, aynada güzelliğe bakıp geçen yıllara
Bir Gün AnlarsınÜmit Yaşar Oğuzcan · Alpay Yayınları · 1967206 okunma
9/10
·182 syf.·
2026 69. kitabı
Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar yaşanır. Çakırcalı Efe ise bunların da ötesinde, dinlenir. Çünkü Yaşar Kemal bu eserde yalnızca bir insanın hikâyesini anlatmaz; Ege dağlarının rüzgârını, köylünün suskun öfkesini, devletin ulaşamadığı coğrafyalarda doğan adalet arayışını dile getirir. Kitabı kapattığınızda aklınızda sadece Çakırcalı Mehmet Efe kalmaz; onun yürüdüğü yollar, saklandığı dağlar ve peşinden gelen türküler de kalır. Bir Eşkıyanın Değil, Bir Çağın Hikâyesi Eseri yalnızca bir "eşkıya romanı" olarak değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Yaşar Kemal'in amacı bir kahramanı yüceltmek ya da mahkûm etmek değildir. O, Çakırcalı'nın şahsında Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Anadolu'nun taşrasında oluşan güç boşluğunu gösterir. Çakırcalı, suçla adalet arasındaki o bulanık çizgide yürüyen bir figürdür. Devlet gözünde suçlu, halk gözünde koruyucudur. İşte kitabın en güçlü tarafı burada ortaya çıkar: Okur, karakteri kesin hükümlerle değerlendiremez. Çünkü Yaşar Kemal, insanı siyah ve beyaz renklerle değil, dağın sisi gibi gri tonlarla anlatır. Yaşar Kemal'in Dili: Toprağın ve Rüzgârın Dili Bu eserde dikkat çeken ilk unsur dildir. Yaşar Kemal'in cümleleri çoğu zaman bir tarihçinin soğuk anlatımından uzak, bir halk ozanının nefesi kadar canlıdır. Yazar, Ege'nin coğrafyasını sadece tasvir etmez; onu olayların gizli kahramanına dönüştürür. Dağlar sığınaktır, vadiler sır saklar, yollar ihanet taşır. Mekân, karakterlerin kaderine dönüşür. Eserdeki betimlemeler bazen bir yağlı boya tabloyu andırır: Sarp kayalıklar yalnızlığı temsil eder. Sonsuz zeytinlikler halkın sessiz direncini çağrıştırır. Dağ yolları özgürlüğün ve kaçışın simgesine dönüşür. Bu nedenle kitap okunurken sadece olaylar değil, atmosfer de zihinde yer eder. Çakırcalı halkın vicdanında doğan mit Yaşar
Çakırcalı EfeYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20126,6bin okunma
Puan vermedi·536 syf.··
2026 44. kitabı
Kinyas ve Kayra, hayattan kaçmayı yolculuk sanan iki insanın karanlıkta birbirine çarpma hâli gibi başlar. Afrika’dan Amerika’ya, uyuşturucudan şiddete, boşluktan daha büyük boşluklara savrulurlar; ama asıl gidilen yer harita üstünde değildir. İkisinin de derdi dünyayı gezmek değil, kendi içlerinden mümkün olduğunca uzağa düşmektir. Ne var ki insan nereye giderse gitsin içindeki çürük bavulu da yanında taşır. Daha ciddi bakınca, bu anlatı bir “isyan güzellemesi” değil; isyanın da nasıl kokuşabileceğini gösteren kirli bir ayna. Kinyas ve Kayra düzenin dışına çıkınca özgürleşmiş olmazlar, sadece başka bir hapishanenin kapısını açarlar. Toplumun ahlakına tükürürler ama yerine koydukları şey de tertemiz bir hakikat değildir. Bazen başkaldırı, insanın kendi kendini yüceltmek için kullandığı havalı bir zehire dönüşür. Buradaki mesele budur biraz: çürümüş dünyadan nefret ederken, o çürümenin başka bir biçimine dönüşmek. İkisinin ilişkisi dostluk gibi görünür ama daha çok birbirini besleyen iki karanlık damar. Biri düşerse öteki de düşsün ister gibi, biri susarsa diğeri içindeki gürültüyü onun üstüne boca eder. Aralarında sevgi var mı, var belki ama sıcak değil; daha çok gece yarısı soğuk duvara yaslanmak gibi bir yakınlık. Birbirlerini anladıkları için mi yan yanalar, yoksa yalnız delirmek daha korkunç olduğu için mi, işte orası bilerek bulanık bırakılmış sanki. Dili en çok burada çalışıyor: cümleler bazen yumruk gibi, bazen kusmuk gibi, bazen de insanın alnına yapışan ateşli bir bez gibi geliyor. Temiz, parlatılmış, uslu bir anlatım yok; aksine kirini saklamayan bir akış var. Bu yüzden okurken yalnızca olaylara bakmıyorsun, kelimelerin nefesi de üstüne siniyor. Bazı satırlar “beni anla” demiyor, “dayanabilirsen bak” diyor. Güzel olan da biraz bu hoyratlık zaten; süslenmiş
Alıntı
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
8/10
·249 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 21:55
GÜLİZ YAMAN - PETRA’NIN YANKILARI Selam kitap dostlarımm Bugün sizi Petra'nın kızıl taşları arasında, geçmişle bugünün birbirine karıştığı büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyorum. Yazardan ilk kez okuma yaptım ve daha ilk sayfalardan itibaren kendimi çöl rüzgârlarının, taşların ve yankıların arasında buldum. Hikâye bir yanda MS 74 yılında Petra'da yaşayan Zayd, Nadia ve Malik'in hayatlarına uzanırken, diğer yanda 2005 yılında arkeolog Lina ve ekibinin yaptığı kazılarla geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarıyor. Her bulunan işaret, her taş parçası, her gölge geçmişten bugüne ulaşmaya çalışan bir ses gibi... Bu kitapta yalnızca bir arkeolojik keşif yok. Aşk var, ihanet var, kader var. Söylenemeyen sözler, yarım bırakılan hikâyeler ve taşların içine saklanmış sırlar var. Bazı sahnelerde Petra'nın mistik atmosferi öylesine güçlü hissediliyor ki kendinizi dar geçitlerde yürürken, kayalara dokunurken ve geçmişten gelen fısıltıları dinlerken buluyorsunuz. "Önce dinle." Zayd'ın ustasından öğrendiği bu söz, aslında kitabın ruhunu da anlatıyor. Çünkü bu hikâyede taşlar konuşmuyor; onları dinlemeyi bilenler duyuyor. Lina'nın kazılarda bulduğu izler yalnızca tarihin kalıntıları değil, yüzyıllar önce yaşamış insanların nefesi, umutları ve yarım kalmış hikâyeleri... Peki bir taşın içine saklanan sır, iki bin yıl sonra yeniden ortaya çıkabilir mi? Ve geçmiş gerçekten geçmişte mi kalır? Petra'nın kadim taşları arasında yankılanan sırlar, yıldızlı levhalar, unutulmuş işaretler ve zamanın ötesinden gelen sesler sizi bekliyor... Geçmişle bugünün iç içe geçtiği, tarih, arkeoloji, gizem ve duyguyu harmanlayan bu etkileyici yolculuğu mutlaka okuyun derim.
Petra'nın YankılarıGüliz Yaman · Mst Yayıncılık · 20261 okunma
Reklam
Reklam