"Üzülme!" demeyeceğiz, "Sıkma canını!" demeyeceğiz, "Üzülebilirsin, sıkılabilirsin, bunlar gayet normal." diyeceğiz. Duyguları önce gözümüzde sonra ruhumuzda küçültüp normalleştireceğiz.
"Korkma!" demeyeceğiz, "Korkabilirsin, herkes bir şeylerden korkar, korku gayet insani bir duygudur ve bizi korur." diyeceğiz. Sadece çevremizde değil, duygularımıza da saygı duymayı da öğreneceğiz. Saygı hoşgörüye, saygısızlık hoşgörüsüzlüğe neden olur. Bu da ruhsal hoşgörüsüzlük meydana getirir. Bunlar da zamanla ruhu yorar.
"Ağlama, yeter artık, sil gözlerinin yaşını!" demeyeceğiz. "Ağlayabilirsin, bu gayet normal." diyeceğiz. Beynimize sıcağı sıcağına bunun gayet normal olduğunu hatırlatacağız. Ağlama varsa ağlamaya ihtiyaç var demektir. Az ağlıyorsak ağlamaya az ihtiyacımız vardır, çok ağlıyorsak ağlamaya yönelik ihtiyacımız daha fazla demektir. Az ağlama da çok ağlama da normaldir. Azı normal, çoğu "ağlama krizi" demek değildir. Her şeye ölçü koyma, her şeyi atak, kriz, gece terörü gibi sinsice seçilmiş zehirli kavramlarla tanımlama huyumuzdan vazgeçmek zorundayız. Unutmayın: Ağlamak ruhun işlemesidir. Çok su içerseniz çok, az su içtiyseniz az tuvalete çıkarsınız.
Kış varsa kar yağması normaldir. Kar yağınca soğuk olması da normaldir. Sıkıntılı günlerimizde eskisi gibi bir ruh hali beklemeyeceğiz. Cenazede gülmeye çalışmayaçağız. Cenaze olgusunu, cenaze gerçeğinin doğasına uygun bir şekilde yaşayacağız. Normal olmanın hep aynı çizgide gitmediğini, normal olmanın yerine ve zamanına göre tepki vermek (psikoloji üretmek) olduğunu bileceğiz. Sıkıntım var ama niye uykum gitti, niye şöyle oldum, niye böyle oldum demeyeceğiz. Beynimiz, sanki orada bir anormallik varmış gibi bir mesaj vermeyeceğiz. Bir şeyin nedeni varsa sonucunun son derece olağan kabul edeceğiz. Soğuk olursa titreme