Furkan

Furkan
@neithann
İstanbul
2 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
@neithann·
·
sabitlendi
Sevgiyi , sevmeyi anlatan kitapları okudular , anlatılanı anladılar da kendilerine sunulanı anlayamadılar , betimlemenin içinde öyle kayboldular ki , gerçekliğin onlara getirdiklerini göremediler . Cahil biz kaldık , sevgisiz onlar .
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Telkin'in Gücü
Hayatınızda ilk defa yalan söylediğinizde derin bir suçluluk duyabilirsiniz. Buradaki suçluluk duygunuzun şiddetini travmalarınız yahut düşen serotonin seviyeniz değil, yalan söylemeye dair kodlanma derinliğiniz belirler. Ne kadar fazla ahlaki kodlanma yaşantısına maruz kaldıysanız o oranda suçluluk duygusu meydana gelecektir. Zaman içinde aynı yalanı elli yüz kere tekrar ettiğinizde bu suçluluk duygunuzdan eser dahi kalmayacaktır. Siz yine aynı sizsinizdir. Yalan da yine aynı yalandır. Peki, ne değişmiştir? Yalanın tekrar sayısı değişmiştir. Tekrar sayısı bakın en güçlü duygulardan birisi olan derin suçluluk duygusunu zaman içinde nasıl da dönüştürmüştür. İnsandaki en güçlü yapılardan birisi de vicdandır. Hatta vicdan hakikatin sesi olarak kabul edilir ve hep onun sesini dinlememiz gerektiği söylenir. Oysa bir yanlışı ilk defa yaptığımızda vicdan azabı üretirken aynı hatayı on on beş kere yaptığımızda artık aynı vicdan aynı vicdan azabını ortaya çıkarmayacaktır. Hani vicdan, hakikatin sesiydi? Hâlen ortada yanlışlar yapılıyor ama vicdan artık bizi cezalandırmıyor. Dikkat ederseniz telkin, vicdan gibi çok güçlü bir fitri yapıyı dahi dönüştürmüştür. İşte bu, tekrarın muhteşem gücüdür. Şu hayatta hemen her şey telkinin eseridir. Telkin sürekli tekrarlar demektir. Damlaya damlaya göl olur. "Damlayan su, taşı bile deler. Taşı delen, damlaların gücü değil, sürekliliğidir.” Bir ağacı peş peşe vurulan balta darbeleriyle keseriz. Bir yere peş peşe atılan adımlar sonunda varırız. Peş peşe aldığımız lokmalarla doyarız. Peş peşe yuttuğumuz haplarla iyileşiriz. Her gün aynı hareketleri yapa yapa kaslarımızı geliştiririz. Aynı diyet listesini uygulaya uygulaya kilo veririz. Arkadaş, arkadaştan neden etkilenir? Sürekli beraber olmaları nedeniyle maruz kaldıkları telkinlerden
Psikoloji
Uzun paylaşımlarımızın kaderi: kaydır, geç, görmezden gel. Ne güzel çağdayız; düşünceye değil, ‘scroll’a yatırım yapılıyor. Ne de olsa sabır çağ dışı. İronik olansa güruh bir satırlık aforizmayı ‘derinlik’ sanıyor.
Duygu ve Düşünce
Normal olmanın hep aynı çizgide gitmediğini...
"Üzülme!" demeyeceğiz, "Sıkma canını!" demeyeceğiz, "Üzülebilirsin, sıkılabilirsin, bunlar gayet normal." diyeceğiz. Duyguları önce gözümüzde sonra ruhumuzda küçültüp normalleştireceğiz. "Korkma!" demeyeceğiz, "Korkabilirsin, herkes bir şeylerden korkar, korku gayet insani bir duygudur ve bizi korur." diyeceğiz. Sadece çevremizde değil, duygularımıza da saygı duymayı da öğreneceğiz. Saygı hoşgörüye, saygısızlık hoşgörüsüzlüğe neden olur. Bu da ruhsal hoşgörüsüzlük meydana getirir. Bunlar da zamanla ruhu yorar. "Ağlama, yeter artık, sil gözlerinin yaşını!" demeyeceğiz. "Ağlayabilirsin, bu gayet normal." diyeceğiz. Beynimize sıcağı sıcağına bunun gayet normal olduğunu hatırlatacağız. Ağlama varsa ağlamaya ihtiyaç var demektir. Az ağlıyorsak ağlamaya az ihtiyacımız vardır, çok ağlıyorsak ağlamaya yönelik ihtiyacımız daha fazla demektir. Az ağlama da çok ağlama da normaldir. Azı normal, çoğu "ağlama krizi" demek değildir. Her şeye ölçü koyma, her şeyi atak, kriz, gece terörü gibi sinsice seçilmiş zehirli kavramlarla tanımlama huyumuzdan vazgeçmek zorundayız. Unutmayın: Ağlamak ruhun işlemesidir. Çok su içerseniz çok, az su içtiyseniz az tuvalete çıkarsınız. Kış varsa kar yağması normaldir. Kar yağınca soğuk olması da normaldir. Sıkıntılı günlerimizde eskisi gibi bir ruh hali beklemeyeceğiz. Cenazede gülmeye çalışmayaçağız. Cenaze olgusunu, cenaze gerçeğinin doğasına uygun bir şekilde yaşayacağız. Normal olmanın hep aynı çizgide gitmediğini, normal olmanın yerine ve zamanına göre tepki vermek (psikoloji üretmek) olduğunu bileceğiz. Sıkıntım var ama niye uykum gitti, niye şöyle oldum, niye böyle oldum demeyeceğiz. Beynimiz, sanki orada bir anormallik varmış gibi bir mesaj vermeyeceğiz. Bir şeyin nedeni varsa sonucunun son derece olağan kabul edeceğiz. Soğuk olursa titreme
Psikoloji
Seni atakların etkiliyor, gel onları tedavi edelim..." Atak dedikleri korku hoplamasıdır. Panikatak dedikleri bizi koruyan bir dost programdır. Sadece tehlike anlarında değil, hatalı tehlike algısında da devreye girer. Panikatak bu sistemin gerçek tehlike yokken hayalî bir tehlike algısı nedeniyle aktif hâle gelmesidir. Bu durumda bozuk olan bu dost program mıdır yoksa gerçek tehlike yokken var şeklinde sinyal yollayan algılarımız mıdır? Biri yanlış yere zile bastıysa bozuk olan derhâl harekete geçen itfaiye midir yoksa bu bir zile yanlış basma bozukluğu mudur?
Psikoloji