Y. N. Harari kitapta, yapay zeka ile ilgili kendini yeni yeni gösteren korkularımızı sistemli bir şekilde dile getiriyor. Ama bundan önce, toplumların tarih boyunca “bilgi” (information) ile kurdukları ilişkiyi de özetliyor. Zaten Harari’nin bana göre asıl başarısı, iyi bir özetleyici olması.
Anladığım kadarıyla, “Neksus”un anlatmaya çalıştıklarının esası şöyle…
• Bu zamana kadar bilgi’nin esas görevi, insan topluluklarını bir arada tutmak, onları işbirliğine yatkın kılmak olmuştur (Mitler, dinler, kahramanlık hikâyeleri, vb. aracılığıyla…). Bu bakımdan bilgi, bireysel olduğu kadar, hatta ondan ziyade, kolektif bir husustur ve bilgimiz çoğaldıkça gerçeğe daha fazla yakınlaşacağımızı zannetmemeliyiz. Çoğu zaman en muteber ve yararlı bilgiler, gerçeğin üzerini en iyi örten bilgiler olagelmiştir (Olumlu ve olumsuz mânâda). Yani yazar, bilgi hiçbir zaman tarafsız değildir, demek istemekte, bilgi’nin aynı zamanda bir egemenlik aracı olduğunu kastetmekte, bilgi ile bilgelik arasındaki farka da değinmektedir.
• Bilginin bu kolektif yapısı, farklı siyasî rejimlerin bilgi ile kurdukları ilişki ve bilgiyi kullanma biçimleri arasındaki farklarda da kendini gösterir. Örneğin demokratik yönetimler ile faşist yönetimler arasında bu hususta, en azından teorik olarak, var olan farklar malûmdur (Uzun uzadıya açıklamak gereksiz). Yani bir bakıma her yönetim birbirinden, bilgi’ye nasıl hükmettiğine göre farklılaşır.
• Yaşadığımız dijital çağda ise bilgi, sözü edilen kolektif niteliğini yitirmiştir. Çünkü herkes, her zaman, istediği türden, kaynağı belirsiz, özelleştirilmiş, sorgulanamaz ve devasa bilgiye kolayca erişir hâle gelmiştir (Söylemeye gerek yok ki bu; internet, yapay zeka, sosyal medya, vb. dijital araçlardan kaynaklanmıştır). Böylece insanlar işbirliği ve anlamlı kılma