Bugün bir yazarın dünyada varlığını One World‘de varlık biçiminde, yani yaşamında bu dünyanın çelişkilerinden etkilenmeden yaşaması olanaksızdır. Karanlık, çaresizlik ve endişe içinde yaşadığı atom bombası ve uzay araştırmaları dünyasını anlatmaya yanaşmayan her yazar, bu dünyadan değil, soyut bir dünyadan söz etmiş olacaktır ve sonuçta o bir eğlendirici ya da şarlatandan başka bir şey olamaz 
Acaba bu yazar kitaplarına kendini koyduğunun tam olarak bilincinde değil midir? Hayır: şayet doğalcı yazar tanınmamayı ve kendisine hayran olunmasını istememiş olsaydı, edebiyatı bir yana bırakır, bilime adardı kendini. Yazarların en nesnel olanı bile kitaplarında, görülmeyen, ama hissedilen bir varlık olarak bulunmak ister. Bunu ister ve zaten başka türlüsü de elinden gelmez.
Hepimiz şöyle diyen insanlarla karşılaşmışızdır: “Ah! Hayatımı bir anlatsam, roman olurdu! Alın işte, siz bir yazarsınız, size veriyorum onu, mutlaka yazmalısınız.” O anda bir yön değişikliği olmuştur ve yazar, kendisini söyleyecek bir şeyleri olan biri olarak gören bu insanların onu söyleyecek hiçbir şeyi olmayan biri gibi de kabul ettiklerini fark eder. Gerçekten de insanlar anlatmamız için bizlere kendi yaşamlarım sunmayı çok doğal bulurlar, çünkü önemli olanın (onlar için ve bizler için) bizim anlatı tekniğine sahip olmamız (az-çok iyi) olduğunu ve bizler için anlatılacak şeyin, anlatının içeriğinin nereden geldiğinin fark etmeyeceğini düşünürler.