Aydınlar Üzerine

Jean-Paul Sartre
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 9 dk.
Sayfa Sayısı:
111
Basım Tarihi:
Ocak 2013
Yayınevi:
Can Yayınları
Orijinal Adı:
Plaidoyer Pour Les Intellectuels
ISBN:
9789755107578
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·111 syf.··
2020 36. kitabı
Aydın kimdir ? Sorusuna çok açıdan bakış ve açıklayış.Daha derince anlatılan bir çok terimin yer aldığı eser.Yüz sayfalık eserden sanırım binlerce sayfa gerçeklik çıkarılabilir.Aklıma adaletin değilde paranın kölesi olmuş güzel ülkemin aydınları geldi.Şu not düşer kitaptan ; Ne olursa olsun iktidar , aydınları kendi propagandası için kullanmak ister , ama onlardan sakınır ve temizlik hârekatına daima onlardan başlar.Okuma notu düşüyorum sizlere.
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2020 12. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2020 13:51
"Ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım." der Cemil Meriç. Peki, nedir bu "aydın"? Jean-Paul Sartre Varoluş Felsefesinin önde gelen isimlerindendir. Ama onu, o yapan ya da bizim onu tanımamızı sağlayan tek özelliği bu değildir. O, toplumla iç içedir. Her bir protestoda görebilirsiniz onu, hem de en önlerde. Peki, Sartre'ı diğerlerinden ayıran nedir? Okumakla, çalışmak ve düşünmekle aydın olunur mu? Ya da aydın dediğimiz kişiler hep burjuvaziden mi çıkmıştır? Egemen sınıfın kitleleri uyutmak için kullandığı bir araç mıdır aydın? Cemil Meriç'e geri dönersek, "Gerçek entelektüel, dürüst olacak, çok okuyacak, çok düşünecek ve ortaya çıkardığına inandığı hakikatleri, vardığı terkipleri korkusuzca yazacak, yayımlayacak." Aydınlar Üzerine kitabında ise adından da anlaşılacağı gibi aydın kavramı inceleniyor. Aydın kimdir? Aydının rolü nedir? Aydının yaşadığı çelişkiler var mıdır? Yazarlar aydınlar mıdır? gibi sorulara cevap aranıyor. Kitap hakkında fazla konuşmaya gerek yok. Aydın nedir? sorusuna cevap arayanlar için oldukça önemli bir eser. Okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim.
Felsefe
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
8/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2017 5. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 04 Ağustos 2017 02:27
"... o halde, içinde yaşadığı toplumu anlayabilmesi için aydının önünde tek bir yol var; o da, toplumu ezilenlerin bakış açısından ele almak." (syf.53)
Felsefe
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
Aydın Nedir ?
10/10
·111 syf.·
2019 45. kitabı
Aydın nedir sorusuna dair okuduğum üçüncü kitap. İlki politik İslamcılığa yakın olduğum yıllara aitti. Ali Şeriati'nin Ne Yapmalı isimli kitabıydı. O da Sartre'ninkine benzer şeyler söylüyordu. İkincisi Edward Said'in yazdığı Entelektüel kitabıydı. Üçüncüsü Satre'ın Aydınlar Üzerine'si oldu. Aydınlar Üzerine beni zorladı. Kolay okunabilecek bir kitap değil. Sartre, aydının tanımını yaparak girişiyor işe. Aydın tarihini anlatarak devam ediyor. İçinden çıktığı burjuva toplumunun bütün çelişkilerini taşıyan bir aydın tipinden söz ediyor. Hiçbir yere yaranamayan. Aydın sahip olduğu evrensel bilgiyi kitlelerin yararına nasıl kullanabilir. Tüm mesele burada kilitleniyor. Çünkü biz biliyoruz ki aydın, içinden çıktığı eğitim sistemi gereği tamamen burjuva düzenin ve egemen sınıfın çıkarlarını sağlama almak amaçlı aldığı bir bilgiye sahip. Ne kadar inkar ederse etsin aslında evrensel bilgi dediği şey tamamen birilerine çıkarına hizmet eden bir bilgi. İşte Sartre'a göre aydın tüm çaresizliğine rağmen bu çelişkinin farkında olan kişi demek. Ona izin verilmeyen işlere burnunu sokan kişi demek. Hayır diyebilen bir kişi. Bulunduğu konumdan rahatsız olan bir kişi. Hegel'in tabiriyle "rahatsız bilinç." Harika bir kavram. Rahatsız bilinç. Aydının önünde iki tercih söz konusu. Ya hizmet ettiği burjuva düzeninin, onun bilgi iktidarının sorgusuz sualsiz bir temsilcisi, teknisyeni olarak kalacak; ya da tüm bunları sorgulayıp bunun dışında kalmanın, kendini ezilenlere adamanın bir yöntemini keşfedecek. Bunun nasıl olabileceğine dair yöntem önerilerini Sartre uzun uzun anlatıyor kitapta. O halde "Aydın" nedir ? Aydın, ilk devrimi kendi içinde gerçekleştirebilen insan demektir. Aydın yazdığı kitaplarıyla olsun insanları dünyada bir yaratıcılığa çağıran, düzenin bütün çelişkilerine açığa
Felsefe
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
9/10
·111 syf.··
2023 15. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2023 20:57
Sartre'ın 1965'te Tokyo ve Kyoto'da verdiği konferansların metinleştirilmiş hâli ve sonrasında bir gazeteye verdiği röportaj yer alıyor. Yıllar önce Varoluşçuluk adlı kitabını okumuştum, o da konferans metniydi. Sartre gerçekten çok iyi bir düşünür olduğu kadar iyi bir konuşmacı da. Kitapta aydın kimdir, aydının işlevi ve yazar, bir aydın mıdır? gibi konular işleniyor. Bunu yaparken ta 17. yüzyıl Fransa'sına kadar gidiyor. Filozofların mecburiyetle nasıl burjuvaziye çalıştığı ve 19. yüzyıldan beri burjuvazinin halkı nasıl kandırdığı anlatılıyor. Özellikle günümüz kitle iletişim araçlarıyla daha bir etkili hâle geliyor bu propagandalar. Aydının görevi her zaman için tetikte olmak ve sürekli olarak alt kesimlerin hakkını savunmak olmalı, diyor Sartre. Bu tür aydınlar pek bulunmaz. Tolstoy, Zweig ve Canetti okuduklarımdan aklıma gelenler. Ülkemize ise Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt ve Sabahattin Ali aklıma geliyor. Bu sadece yazarlara düşen bir görev değil, amatör entelektüeller olarak tüm okuyucuların görevi olmalı aslında. Edward Said de "Entelektüel" kitabında Sartre'a çok fazla gönderme yapıyordu. Özellikle geçen hafta ülkemizde yaşanan büyük acılara ve kayıplara sebep olan deprem felaketinin peşini bırakmamamız gerekiyor. Bu ülkeyi yönetenler, ülkemizin doğal bir gerçeği olan depreme karşı önlem almadılar, hatta 2018'de imar affı gibi cinayete sebep olan torba yasalarla ölümlerin 30 binlere çıkmasının baş sorumluları onlar. Bunun bilincinde olmak için çok fazla okumak, araştırmak ve üzerine düşünmek gerekiyor.
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
9/10
·111 syf.·
Beğendi
·
2022 92. kitabı
Herkese merhaba,bugün okuyup bitirdiğim bir kitaptan söz etmek istiyorum.Aydınlar Üzerine isimli bir kitap.Jean Paul Sartre bu kitabında aydın ve entelektüeller hakkında önemli bir tespit yapmakta ve toplumun her kesimine hitap etmeye çalıştıkları zaman dahi asla tümüyle bir sonuca varamayacaklarını irdelemekte.Çünkü aydın kavramı dahi belli bir zümrenin kontrolüyle bir anlamda mecburi olarak doğmuş ve düşük gelirli, yeterli eğitim alamamış kişilerce de benimsenemeyecektir tam olarak.20. yüzyılın en önemli "aydın"larından birisi olarak görülen sartre'nin kaleminden çıkmış böylesine dürüst bir yazıyı okumayı herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.Sartre, kitap da bulun bir bölüm de bir işçinin çocuğunun nasıl tıp eğitimi alamayacağından bahsediyor.Orta sınıfın çocukluğundan beri egemen sınıfın ayrımcı politikasıyla doldurulan bir yapısından vb konulardan.Tüm bunlar yaşanırken de aydın tam bu noktada ortaya çıkıyormuş. yani ; aydının egemen sınıfın tüm bu çelişkilerinden rahatsız olduğunu söylüyor.Bir aydın çocukluğundan beri "hümanist" ve bütün insanların da eşit olduğuna inandırılmış. devamında sartre şöyle cümleler eklemiş ; "oysa sadece kendine baksa, bizzat kendisinin insanlık durumlarının eşitsizliğinin bir kanıtı olduğunun bilincine varacaktır" Herkese tavsiye ederim.
İnsan ve Toplum
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
Sartre !!!
9/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2025 43. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2025 01:14
Sartre bu metinde aydını yüceltmez, ona bir rol de biçmez. Aydını soyar. Ününü, bilgisini, ahlaki konforunu tek tek üzerinden alır ve geriye kalan şeye bakar. O kalan şey çoğu zaman rahatsız edicidir. Çünkü Sartre’a göre aydın, sandığı kadar cesur değildir; yalnızca korkularını daha iyi gerekçelendirmiştir. Bu kitapta asıl mesele “aydın kimdir?” sorusu değildir. Sartre daha sert bir yerden sorar: “Aydın ne zaman susar?” Ve suskunluğun her zaman cehaletten değil, çoğu zaman bilinçli bir kaçıştan doğduğunu gösterir. İktidarla çatışmanın bedelini bilen aydın, çoğu zaman kelimelerini yumuşatır, kavramların arkasına saklanır, gerçeği teorinin içine gömer. Böylece hem haklı kalır hem de hiçbir şeyi değiştirmez. Sartre’ın en karanlık tespiti şudur: Aydın, zulmü görür ama onu genellikle ‘zamanı gelince’ konuşulacak bir meseleye dönüştürür. Tarafsızlık, bu noktada bir erdem değil; suç ortaklığıdır. Sartre’a göre tarafsız aydın diye bir şey yoktur. Sessizlik, her zaman bir taraf seçmektir ve çoğu zaman güçlüden yana olur. Bu metinde umut yok denecek kadar azdır. Sartre aydını kurtarmaz, ona bir çıkış yolu da sunmaz. Çünkü kurtuluş fikrinin bile bir kaçış olabileceğini ima eder. Aydın olmak, onun dünyasında bir ayrıcalık değil, sürekli bir huzursuzluk halidir. Yanlış anlaşılmayı, yalnız kalmayı, dışlanmayı göze almadan aydın olunmaz. Ve Sartre şunu acımasızca hatırlatır: Çoğumuz bu bedeli ödemeye hazır değiliz. Kitabı okurken insan kendi sessizliklerini hatırlar. Söylenmeyen cümleleri, ertelenen itirazları, “şu an sırası değil” denilerek bastırılan öfkeyi. Sartre burada okura şunu fısıldamaz, yüzüne söyler: Anlamak yetmez. Anlamak bazen suça dahildir. Aydınlar Üzerine, insanın kendine sorduğu en rahatsız edici sorulardan biriyle biter: “Ben gerçekten karşı duruyor muyum,
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
Puan vermedi·111 syf.·
2023 7. kitabı
Bir aydının "Aydını" nasıl tanımladığı hakkında bir kaç bölümden oluşan konferans ve söyleşiler derlemesi bir kitap aslında. Celal Şengör ve İlber Ortaylı'nın söyleşi ve deneme kitaplarına çok benzer akıcı bir anlatıma sahip. Aydın kimdir? Toplumdaki yeri nedir? Yazarlar aydın mıdır? gibi sorulara net cevapların verildiği ve günümüz aydınları ile 20.yy aydınlarını kıyaslayabileceğimiz, kendimize bir yol haritası çizerek aslında kitap okuma serüvenine yol verebileceğimiz kitaplardan. Herkese değil, hastasına tavsiye edilir.
İnsan ve Toplum
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
7/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2019 28. kitabı
Aydın, yaşadığı dönemde olaylara şahit olup haklıdan, mazlumdan, yana olan; haksızlık karşısında, zulüm karşısında korkup susmayan ve gerektiğinde bedel ödeyebilendir. Aydın sıfatı bir kez kazanıldı mı sürekli kullanılacak bir sıfat değildir. Aydın olarak bilinen kişi susuyorsa, korkuyorsa, bedel ödeyemiyorsa, aydın sıfatını yitirir. Yoksa dünyanın en kolay işidir hükmedenden, güçlüden yana tavır koymak.
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
Puan vermedi·111 syf.··
Beğendi
·
2021 37. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2021 05:34
Yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden ve Varoluşçuluk felsefesi akımının fikir babası sayılan Jean-Paul Sartre’in Aydınlar Üzerine adlı kitabında 1965 yılında Japonya’da vermiş olduğu konferanslarını ve 1970 yılında Fransız L’idiot International gazetesine yapmış olduğu söyleşisini derleyerek; aydın ve filozof kavramını inceleyerek ve bir çok yönden ele alıp aydın kişiyi tanımladığı düşüncelerine yer vermektedir.
Aydınlar ÜzerineJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2013715 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.