Şimdi dünyada senden başka sevecek kimsem kalmadı. Ama sen neyimsin ki benim, sen ki beni asla, asla tanımadın, bir su birikintisinin yanından geçer gibi geçip gittin yanımdan, bir taşa basar gibi üzerime basıp gittin, gittin, hep gittin ve beni hiç bitmeyen bir bekleyişe mahkûm ettin, neyimsin ki sen benim?
Ama dudaklarını bir kez daha hissetmek, bana tatlı sözler söylediğini işitmek için duyduğum sabırsızlığın yanında neydi ki dostluk, neydi ki benim hayatım? İşte öyle sevdim ben seni, artık söyleyebilirim bunu sana, her şey bitti çünkü, geçmişte kaldı. Fakat beni ölüm döşeğimden yanına çağırsan, inanıyorum ki bir anda ayağa kalkacak gücü bulur, sana koşardım.
Sen, yani farklı bir Sen olduğu için benim her şeyimdi. Seni nihayet yakalamıştım artık, büyüyüp serpildiğini damarlarımda hissedebiliyordum, seni besleyebiliyor, seni emzirebiliyor, canım ne zaman isterse öpüp okşayabiliyordum.
Ve senin içinde beni sana hatırlatan hiçbir şey olmadığını, senin hayatından benimkine bir örümcek iplikçiği kadar incecik bir hatıranın bile uzanmadığını gösteren o bakışın karşısındaki uyanışım, benim gerçekliğin uçurumuna ilk yuvarlanışım, kaderimi ilk sezişim oldu