Türk şiirinde benzersiz bir yere sahip olan bir iç dünya atlası !!! Bu kitapta Nilgün, gündelik hayatı anlatmaktan çok bilinçaltının, yalnızlığın, ölüm düşüncesinin, yabancılaşmanın ve özgürlük arayışının izlerini sürüyor. ilk okumamda kapalı ve zordu ama dikkatimi vererek okuduğum zaman yoğun bir duygu ve düşünce evreni sundu bana ( o yüzden bu kadar uzun sürdü :))
Kitaptaki şiirlerin büyük bölümünde bireyin dünyayla kurduğu sorunlu ilişki öne çıkıyor. Nilgün kendisini çoğu zaman toplumdan, insanlardan ve hatta kendi bedeninden uzaklaştırmış. Bu nedenle şiirlerde sık sık kuyu, tünel, duvar, mağara, çöl, ada ve bahçe gibi mekânsal imgeler var. Bunlar yalnızca fiziksel yerler değil, aynı zamanda ruhsal durumların sembolü.
Kitabın en belirgin temalarından biri ölüm. Ancak Nilgün Marmara’nın şiirlerinde ölüm yalnızca biyolojik bir son değil. Ölüm çoğu zaman yaşamın içinde dolaşan bir gölge, bir bilinç hâli veya insanın kendisiyle yaptığı hesaplaşmanın adı. Bu yüzden şiirlerde ölüm korkusundan çok ölümle konuşma ve onu anlamlandırma çabası hissettim.
Aşk da kitapta önemli bir yer tutuyor. Ancak bu aşk romantik bir mutluluk biçiminde sunulmuyor. Daha çok eksiklik, ulaşamama, kırılganlık ve kayıp duygularıyla iç içe. Nilgünün aşk anlayışı, insanın başka bir insanda kendini tamamlama arzusuyla ilişkili; fakat bu tamamlama hiçbir zaman bütünüyle gerçekleşmiyor.
Kitap boyunca dikkatimi çeken bir diğer unsur da mitolojik ve kültürel göndermeler. Tantalus, Nemesis, Thérèse, Rembetiko gibi farklı kültürlerden gelen isimler ve kavramlar (hepsini tek tek araştırdım) şiirlerine evrensel bir boyut kazandırdığına inanıyorum. Nilgün Marmara bireysel acıyı anlatırken onu daha geniş bir insanlık deneyiminin parçası hâline getiriyor.
Dili oldukça özgün. Geleneksel anlatım yerine