Sümeyra Ersu, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Kyne'ın ''Sana güveniyorum, dikkatli ol ve sakın...Ölme'' diyen ciddi sesini duydum. Sonra ekledi ''Eğer Nemesis'in gerçek prensesiysen ve kral seni burada böyle bırakıp gittiğimi öğrenirse kellemi alır'' dedi. Bunu hafif alaylı bir şekilde söylese de ciddi olduğunu biliyordum.

Kahin ve Anka, Buse Pendaz (Ephesus yayınları)Kahin ve Anka, Buse Pendaz (Ephesus yayınları)

Herkese yeni incelememden merhaba. Evvvet, çok heyecanlıyım, enerjiğim. Çünküüü en sevdiğim tür olan polisiye kitaplarından birine inceleme yapacağımmm... Hazırsanız başlayalım.


Öncelikle kitapla tanışma maceram çok sıradandı. Bu sıradanlık için kendimi kınıyorum:) Kitap bir polisiye türü olduğu için ve kapağındaki tanıtım yazısı itibari ile (tanıtım yazısını ilerleyen dakikalarda sizinle paylaşıcam) dikkatimi çekmiş, okuyacaklarıma hemen eklemiştim. Sağ olsun, biricik abim Sevgili.Mehmet Aldemir de beni kırmadı ve kitabı bana hediye etti. Bu kibariyeti için ona teşekkür ediyorum. Çünkü gerçekten de bunu alacağını hiç mi hiç tahmin etmemiştim. İncelemem size gelsin hocam:)

4. Maymun J.D.Barker ın ilk kitabı. Buna karşılık ben kitabı beğendim. İncelemeleri okuduğumda gördüm ki tek beğenen ben değilim:) Tabii kitabı beğenmemde yayının da katkısı oldu. İlk Nemesis Yayınları kitabım. Ve bu yayını tavsiye ediyorum. Çeviri, sayfa düzeni, kitabın kapağı vs. her şeyi çok güzeldi. Bir şiir gibi güzel...


Spoiler...

Kitabın kapak yazısından bahsetmiştim yukarıda. Yazı şöyle;
Annem ve babam elleri birbirine kenetli, gözlerinde aşkla,
yaşlı bir ağacın gölgesinden beni seyrederlerken, ben diğer çocuklarla oynardım. Bir top ya da frizbinin peşinden koştururken annemle babamın şakalaşıp gülüştüklerini duyardım. “Bana bakın!
Bana bakın!” diye seslenirdim. Bakarlardı. Ailelerin çocuklarını seyrettikleri gibi beni seyrederlerdi. Beni gururla izlerlerdi. Oğulları, neşeleri... Geriye dönüp o yaşlarıma bakıyorum da...
O ağacın altında ikisi de gülümserken onlara bakardım. Boğazlarının bir kulaktan diğerine kadar kesik olduğunu
hayal ederdim, açık yaradan kan fışkırıyor ve o fışkıran kan önlerindeki çimenlerin arasında birikiyordu. Gülerdim,
kalbim güm güm atardı, çok gülerdim.
Tabii ki bu yıllar önceydi,
ancak elbette bunun başladığı yıllar o yıllardı

Bu yazıyı okuyunca bizim katilimizin anne ve babasının masum, çocuğun katil ruhlu olduğunu düşündüm. Ama inanın kitabı okumaya başlayınca tepe takla oldum. Çünkü en büyük katil(ler) çocuğun (büyüyünce katil olacak olan çocuğun) annesi ve babası idi. Kitapta çocuğun ailesinin yaptığı kötülükler, sadizim dolu düşünceler, ihanet... Her şeyi okuyorsunuz. Tamam tamam merakta bırakmayacağım sizi, anlatıcam bu ailenin psikopatlıklarını...

Çocuğun annesi (anne demeye bin şahit) komşusu ile aldatıyor kocasını. Ah, şimdi siz ne var bunda diyeceksiniz. Evet komşusuyla aldatması günümüzde pek de olağandışı değil. Ama olağandışı olan, kadının bir kadınla kocasını aldatması (homoseksüellik) ve küçük çocuğunun da bunları o işi yaparken izlemesi kadar korkunç bir hale bürünürken hayal edin. Baba, gençliğinden itibaren cinayetler işlemiş. Hem de hiç pişmanlık duymadan. Şimdi çocuğun bir seri katil olmasına çok da şaşırmıyorum. Peki sonra ne oluyor? Baba, eşinin onu kadın komşusuyla aldattığını öğreniyor mu? Yoksa erkek komşusuyla mı aldattığını sanıyor? Detaylar kitapta;)

Kitap polisin 4-5 yıldır peşinde olduğu bir seri katili anlatıyor. Katil ona 4. Maymun denilmesini istiyor. Neden mi? Detayı 4. Maymun un anlamında.
4. Maymun nedir?
Maymunların isimleri sırasıyla, Mizaru, Kikazaru, Iwazaru'dır. Mizaru kötü bir şey görmedim, Kikazaru kötü bir şey duymadım, Iwazaru kötü bir şey konuşmadım demek. 4. Maymun ise... Kötü bir şey yapmadım demektir. O maymunun ismi de Shizaru'dur. İşte her şeyin bitiş noktası bu maymundur. Çünkü katilimiz kaçırdığı kurbanlarının önce kulağını, sonra gözlerini en son da dilini keser. En son da onları öldürür ve cesede sıkıştırdığı notta kötü bir şey yapmadım der. Hiç kötü bir şey yapmamışsın evledım:D

Neden maymunlar peki? Nedeni basit. Katilin babası maymunları çocuğa öğretiyor küçüklüğünde. Peki sonra neden katilliği seçiyor çocuk? Nedeni kitabımızda saklı;)

Polis en sonunda yakalayabilecek mi katilimizi? Yoksa işbirliği mi yapacak? Kitabın başında bir adamı elinde kutuyla ölü buluyorlar ve kutunun içinde bir kulak var. Katil o muydu? O değilse nerede? Polislere bir nefes kadar yakın mı? Kutudaki kulak kimin? Kafada deli sorular:) cevaplarını merak ediyorsanız okumanızı tavsiye ederim...

Spoiler sonu...

Kitabı beğendim ve sekiz puan verdim. Çünkü yazarımızın ilk kitabı olması gereğince eksikleri vardı. Mesela polis memurunun karısı öldürüldü ve polis oldu bittili bir üzüntü yaşadı. Kadının cenazesi bile olmadı:D ayrıca beş yıldır bulamadıkları katili iki günde bulmaları da biraz... Tuhafıma gitti. Ama dediğim gibi, ilk kitap olduğundan mazur görüyoruz yazarımızı ve kitabın ikincisini merakla bekliyoruz. Bu sene yazıp basılacağına dair dedikodular dönüyor. Umarım geciktirmez:)

Herkese iyi maymuncuklar:)

Bahar Bahar, bir alıntı ekledi.
23 Nis 14:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yakışıklı bir delikanlı olan Narcissus, su perisi Echo'nun sevgisinin farkında değildir :Echo üzüntüsünden ölür.Tanrıça Nemesis Narcissus'u sudaki yansımasına aşık olmakla cezalandırır;kendine hayran olan Narcissus suya atlar ve boğulur.Yunan mitinde bu tür "kendini sevme" nin bir lanet olduğu aşırı durumlarda bunun kendini yok etmekle sonuçlanacağı anlatılır.

Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, Erich Fromm (Sayfa 66)Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, Erich Fromm (Sayfa 66)
Çizmeli Kedi, bir alıntı ekledi.
10 Nis 18:09 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Ben Nemesis'in kızıyım," dedi, "ilahi intikam tanrıçası Nemesis'in. Nasıl kin tutabileceğimi birazdan düşünmek istersin belki."

Wonder Woman, Leigh Bardugo (Sayfa 382 - Alia Keralis)Wonder Woman, Leigh Bardugo (Sayfa 382 - Alia Keralis)
Hüsamettin Çalışkan, Nemesis'i inceledi.
21 Mar 18:15 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Nemesis de bitti ve Jo Nesbo'nun son kitabına geldi sıra. Sanırım arayı biraz uzatacağım. Keyfi uzatacağım. Bitiresim gelmiyor Nesbo'yu. Mükemmel kurgular insanın başını döndürüyor nerdeyse. Nemesis'te de öyle oldu. Başım döndü. Olay çözüldü diye üç beş defa sayfa numarasına baktım. Ama daha kitabın sonuna gelmediğimi fark edince olayın da çözülmediğini anladım. Ayrıca iç içe geçmiş olaylar da cabası...
Konuya dair hiçbir şey yazmıyorum. Çünkü bütün zevki kitaba ve size bırakıyorum...

"Kendine aşık olmak Narcissus'un cezasıydı."
I.

Bu, hikayenin bildiğiniz hali:

“Narcissus kendi yansımasına aşık olacak kadar kendine aşık bir adamdı. Başka kimse onun için yeterince iyi değildi. Havuzdaki yansımasına baktı ve söndü gitti.”
Ama hikayenin tamamı bu değil:

Narcissus doğduğu zaman annesi Liriope onu kör falcı Tiresias’a götürdü ve bir kehanette bulunmasını istedi: “Ömrü uzun olacak mı?”

Tiresias kahin olmadan önce yedi yıl boyunca bir kadın olarak yaşamış ve kadınlar hakkında iki önemli keşifte bulunmuştu. Biri kadınların sevişmekten erkeklerden daha çok zevk aldığıydı. Bu keşfini Hera ve Zeus’la paylaştığında Hera o kadar kızdı ki onu bir anda kör etti, bu da Tiresius’un ikinci keşfine yol açtı: Her kadın bu gerçeği duymaktan hoşlanmıyordu.

Zeus durumu telafi etmek için Tiresius’a geleceği bilme gücünü hediye etti, o da Liriope’ye bu karmaşık kehaneti:

“Kendini bilmediği sürece oğlunun uzun bir ömrü olacak”
Şimdi bu ne anlama geliyordu?

II.

Sizin bildiğiniz hikayeye göre Narcissus o kadar güzeldi ki herkes onunla olmak istiyordu, ama o hepsini reddetti: Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, yeterince iyi değilsiniz.

Reddedilen aşıklardan biri çok kızıp intikam tanrıçası Nemesis’ten misilleme dilendi. “Eğer Narcissus bir gün aşık olursa, aşkına karşılık bulamasın!”

Nemesis bu duayı duydu ve Narcissus’un kendine aşık olmasını sağladı: bir gün yolu bir su birikintisine düştü ve içine baktığında gördüğüne aşık oluverdi. Suda gördüğü gerçek değildi, ve doğal olarak kendisini geri sevemezdi. Ama Narcissus havuzun dibindeki güzel insanın çıkıp bir gün kendisini sevmesini sabırla, sonsuza dek bekledi.

Bu çok kolay ilk dersi bir kenara not etmelisiniz: eğer hiç kimse sizin için doğru görünmüyorsa ve doğru görünen kişi de sizi istemiyorsa problem o kişi değil, sizsiniz.

III.

Buraya kadar ne öğrendiniz? Sizce anladınız mı?

Hikayeyi dinlediniz, kelimeleri takip ettiniz ama aklınız duymamazlıktan geldi ve hikayeyi başka bir şeyle değiştiriverdi. Size bunu söyledikten sonra bile hikayeyi hatırlamakta güçlük çekeceksiniz.

Narcissus’un kendine başkasını sevemeyecek kadar aşık olduğunu düşünüyorsunuz. Ama olan bu değildi, hikaye açıkça anlatıyordu: Narcissus önce kimseyi sevmedi, sonra kendine aşık oldu. Anlıyor musunuz? Başka hiç kimseyi sevmediği için kendine aşık olmak zorunda kaldı. Kendine aşık olmak Narcissus’un cezasıydı.


Narcissus’un kendine aşık olduğu için o kadar insanı reddettiğini düşündünüz, ama onları kendine aşık olmadan çok önce reddetmişti. Narcissus’un herkesten daha iyi olduğunu düşündüğü için mi sevenlerini reddettiğini düşünüyorsunuz? Veya herkesten daha yakışıklı olduğu için? Ne kadar yakışıklı olduğunu kendi nasıl bilecekti ki? Kendi yansımasını suda görünce tanımamıştı bile! Narcissus o insanları kendisini sevdikleri için reddetti.

IV.

Nemesis‘in (İng. düşman) hasım anlamına geldiğini, size her zaman karşı çıkan, karşısında en çok zorlandığınız insan olduğunu düşünüyordunuz. Size az çok benzeyen, ama tam karşınızda duran biri.

Ama yukarıdaki açıklamaların hepsi gerçeği saklamak için tıkır tıkır çalışan yalanlarınız: Aslında düşman, kendinize aşık olmanızı sağlayandır. Nemesis olmadan, Narcissus’un hikayesi de olmazdı. Düşmanınız olmadan, sizin de bir hikayeniz yok.

V.

Bazıları Narcissus’un dalıp gittiği su birikintisinin efsunlu olduğunu, ona büyü yaptığını ve başka yere bakmasını engellediğini söylediler. İçten içe öyle olmasını istiyorlardı. Bir erkeğin kendisini baştan çıkardığı için kadını suçlaması gibi su birikintisini suçlayabilmek harika olurdu çünkü. İşin aslı büyüye filan gerek yoktu. Nemesis’in sadece Narcissus’un yolunu sıradan bir su kenarına düşürmesi gerekiyordu, Narcissus kendi kendini cezalandıracaktı zaten.

Narcissus suda güzel bir şey gördüğü an ne yaptı? Hayal kurdu ve gördüğü insanın türlü türlü farklı ihtimallerini ve kendisi için olabileceği şeyleri düşündü. Seneler boyunca gördüğü insanın saçları çok güzel diye oturduğu yerde kalmadı. Oturduğu yerde kaldı çünkü hayal kurmak çok vakit alan bir şey.

Ovid’in başka birini anlatırken dediği gibi:

“Ama onun aşkı ihmalle kabarır; acılarla tetikte zavallı bedeni harcanır; zayıflıktan derisi kırışır sonunda, güzel hatları esintilenen rüzgarda çözünür gibi erir gider –bir şey kalmaz geriye, şunlar dışında–”

Neler dışında? Sizce geriye ne kalır? Belki cevap herkes için farklıdır, ama cevabın ne olmasını umduğunuzu biliyorum: Hiçbir şey dışında her şey. Yani bir şey kalsın da, ne olursa olsun.

VI.

Garip bir hikaye bu. Ana karakterin Narcissus olduğunu biliyoruz, ama başlığı “Echo ve Narcissus”. Echo’nun neden bir yan karakter olduğunu düşünüyoruz? Echo’yu bir yan karakter yapan kimdi?

Echo sesi çok güzel olan bir periydi. Fakat biraz fazla konuşuyordu, Hera da onu ancak başkalarının söylediklerini tekrarlama lanetiyle cezalandırdı. “Haa,” dediğinizi duyar gibiyim, “Eko (yankı) kelimesi buradan geliyor.” Bir zahmet büyüyün artık. Bunların çocuk hikayeleri olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bunlar peri masalı değil, uyarı.

Echo Narcissus’a delicesine aşık oldu. Onu özlemle takip etti, kovaladı ama Narcissus onu hakaretle reddetti. Echo’yu istemiyordu. Echo, Narcissus öldükten sonra bile onu özledi, kendisini bu aşka öyle bir gömdü ki sonunda kendisinden geriye bir sesten başka hiçbir şey kalmadı, yok oldu.

Narcissus muhtemelen onu reddetmekte haklıydı: Ne tür bir kadın bir erkeği sadece görünüşü yüzünden delicesine sever? Ne tür bir kadın kendisine bu denli kötü davranan bir erkeği sevmeye devam eder? Narcissus böyle bir kadını neden istesin? Echo güzel sesli bir kadın değildi; aslında içinde sesten başka hiçbir şey yoktu.

Ama hikayenin en başına, yok, asıl başlangıcına dönelim – Siz bunun ortasından başlayan bir rüya olduğunu mu düşünmüştünüz? Eğer öyle olsaydı hikayeyi bir uyarı olarak değil, arzu giderme olarak yorumlamamız gerekirdi.

Başlangıçta Echo Narcissus’u uzaktan, gizlice izliyordu. Narcissus orada biri olduğunu sezdi ve heyecanlandı. “Gel!” diye bağırdı. Echo ancak “Gel!” diye tekrarlayabildi ve saklanmaya devam etti, bu da Narcissus’un onu daha çok istemesine sebep oldu. Bu nasıl bir gizem böyle? Onu göremiyordu ama sesini duyabiliyordu, birden Narcissus’un gözünde bu tanımadığı sesin içinde olabilecek bütün aşkların ihtimali canlanıverdi. Üstelik bu gizemli kadın ona ne söylemesi gerektiğini de gayet iyi biliyordu. Bu kadın kendisi için her açıdan mükemmeldi, arzusunun kaynağıydı.

Derken Echo saklandığı yerden çıktı ve Narcissus onu gördü.

Güzel miydi? Tabii ki. Ama Echo’yu gördüğü an Narcissus’un midesi bulandı, “Iyy,” dedi, “sen sahip olacağına ölüm bana sahip olsun, daha iyi!”

Echo’nun nesi vardı? Sorun Narcissus’un hayalinden daha kısa ya da daha şişman olabileceği falan değildi. Sorun şuydu: Narcissus onu deneyimlediği an, Echo herhangi başka bir şey olamazdı artık.

Ama Echo artık bir hayal değilse de, hala bir yansımaydı. Echo, her kadın gibi erkeğine kendi ruhuna dönüp bakma fırsatını veriyordu, yapması gereken tek şey bakmaktı: Ben nasıl bir erkeğim ki böyle bir kadın bana aşık oluyor? Ben nasıl bir erkeğim ki birine sadece görünüşü yüzünden aşık olabilecek bir kadın, beni seviyor? Ona kötü davranmama rağmen? Ben nasıl bir erkeğim ki birini sadece X yüzünden sevecek bir kadın, beni sevebiliyor? Sebebi benim X’ten başka hiçbir şeyimin olmaması mı? Ama Narcissus böyle sorular sormayı öğrenmemişti. Daha doğrusu, böyle soruları asla sormamayı öğrenmişti. Nasıl bir erkek sadece kendi sesini yankılayabilen bir kadını sever? Bu tür bir insanın bir ismi olmalıydı, o isme de zaten sahipti Narcissus.
Eğer bunu düşünebilseydi, kendini değiştirmeye çalışabilirdi. Ya da en azından Echo’yla birbirlerine aslında ne kadar benzediklerini farkedebilirdi.

Fakat aynen Echo’nun kendi X’i, yani sesi yüzünden yok olup gitmesi gibi Narcissus da güzel bir çiçek yüzünden mahvoldu. Güzel çiçek de Narcissus’un X’iydi.

Geriye bunun dışında hiçbir şey kalmadı.

VII.

Nasıl oluyor da üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen Tiresias’ın kehaneti hala tam olarak anlaşılamıyor? Tiresias’ın kehaneti şuydu: “Kendini bilmezse, uzun bir ömrü olacak.” Şimdi bu ne demek oluyor?


Bu arada Tiresias haklıydı: Narcissus gerçekten de uzun yaşadı – ama hiç mutlu olmadı. Hayatını hayal kurarak ve bir havuza dalmış ölmeyi bekleyerek, yapayalnız geçirdi.


Ama Tiresias’ın kehaneti kulağa… yanlış ve Yunan ruhuna tamamen ters, dahası hakaretamiz geliyor; “kendini bilmek” erdemlerin en büyüğü olmamalı mı?

Kendini bilmezse, uzun bir yaşamı olacak.

Bu gizemin açıklaması çok basit. O kadar basit ki bugüne kadar kimse bulamamış. Kimsenin bulamamasının sebebi de gerçekten çok korkunç olması.

Önce kehanetin doğru olup olmadığını unutun, onun yerine şu soruyu sorun: “Bu kehaneti duyunca Narcissus’un anne babası ne yapmış olabilirler?”

Laius ve Jocasta Oedipus’un eninde sonunda kendilerini mahvedeceğini duyduklarında onu bileklerinden bağlayıp ormanda terkettiler ve böylece oğullarının bir gün kendilerini mahvetmek için haklı bir sebebi olmasını sağladılar. Aynı şekilde Narcissus’un anne babası da kahinden oğullarının uzun yaşamasını sağlayacak şartı duyduklarında… onun kendisini bilmemesi için ellerinden geleni yapmış olmalılar.

Liriope ve Cephisus’un ne yaptığını kimse bilmiyor, ama ne yaptılarsa işe yaradı: Narcissus kendi yansımasını tanımadı bile. Ancak kendini bilmeyen, kendine daha önce hiç dışardan bakmamış bir adam böyle davranır.

Bir çocuğun kendisini tanımasını nasıl sağlarsınız? Onu aynalarla çevreleyerek.

“Yaptığın şeyleri yaparken işte böyle görünüyorsun. Etrafındaki herkes, senin böyle biri olduğunu düşünüyor.”

Onun sınanmasını sağlarsınız: sen böyle birisin, şunda çok iyisin ama bunda iyi değilsin. Şu diğer insan senden bu konuda daha iyi, ama şu konuda daha iyi değil. Senin tanımlandığın sınırlar, işte bunlar.

Narcissus’un gerçek bir tehlikeyle, mücadeleyle, onur, başarı ve yenilgiyle karşılaşmasına hiçbir zaman izin verilmedi; sadece anne babası tarafından onaylanan yapay şeylerle sınandı. “Ben korkak mıyım? Ben bir aptal mıyım?” gibi sorular sormasına asla izin verilmedi. Ailesi, Narcissus’un sıkıcı uzun yaşamını mümkün kılmak için iki yönde de kesin bir cevap aramadı.

Aynı şekilde Narcissus’un varsayımlarla, fantazilerle, “bir gün” ya da “belki”lerle dolu bir dünyada yaşamasına izin verilmedi. “Çok kötü”, “çok az” ya da “çok geç” kavramlarıyla hiç tanışmadı. Bir çocuğun bir şey olmasını istiyorsanız ona ilk olarak dürtülerini yönetmeyi ve sıkıntıyla yaşamayı öğretirsiniz. Ama Narcissus’u cezbeden bir şeyler olduğunda anne babası ya ona sahip olmasına hemen izin verdiler, ya da tamamen sakladılar ki baştan çıkmasın ve onlar da ona hayır demek zorunda kalmasınlar. Ona cezbedilmeye karşı nasıl direneceğini ya da mahrumiyetle yaşamayı öğretmediler. En önemlisi, sahip olamayacağı şeyi istememeyi ve bir şeyi nasıl istemesi gerektiğini, öğretmediler.

Sonuçta Narcissus bir gün bir şeyleri arzulamayı bıraktı ve arzulama hissinin kendisini arzulamaya başladı.

Nemesis’in işi çok kolaydı, tek yapması gereken Narcissus’un öğrendiğinin tam tersini yapmaktı: Kendisine onu geri sevemeyecek birini göstermek. Takılıp kalacaktı.
Narcissus’un anne babası yarıtanrıydı– iyi ebeveyn olmayı, nasıl çocuk yetiştireceklerini bilmiyorlardı. Ama gene de bir şarlatanın sözünü dinlediler. Güya işinde uzman olan birinin lafını dinleyip mantığın sesinden uzaklaştılar ve herkese felaket getiren, sonunda bir insanın ölümüne sebep olan bir canavar yarattılar.

VIII.

Ne düşündüğünüzü biliyorum. Pişkin, şüpheci ve alaycısınız. Bu kader saçmalığına filan da inanmıyorsunuz.  Başkalarını sevmemenin yalnız kendini sevmekten önce gelme meselesinin doğru olup olamayacağını düşünüyorsunuz – size tam tersi olmalı gibi görünüyor.  Bu küçük kız* ne anlar ki, diye düşünüyorsunuz. Hikayeyi o yazmadı ki. (Ben yazmış sayılır mıyım?)


Ebeveynlerin çocuklarını ömür boyunca kovalayacak türden bir narsisizmi yaratıp yaratamayacağını merak ediyorsunuz. Bu sizin tecrübenizle uyuşuyor mu? Şimdi de kendi çocukluğunuzu düşünüyorsunuz. Haklı mıyım?


Bu da dersi öğrenmediğiniz anlamına geliyor. Gene kendinizi düşünüp duruyorsunuz. Aklınıza gelen ilk şey “Ben de çocuklarıma bunu yapıyor muyum?” ya da “Ben nasıl farklı davranırdım?” değil, kendi doğanızı merak etmek oldu.


Hikayenin özü, kendisini bir uyarı olarak almayı reddeden insanlara anlatıldığı haliyle şu: Narcissus’un nasıl bu hale geldiği aslında önemli değil. Önemli olan ne yaptığı, ve Narcissus ömrü boyunca hiçbir şey yapmadı.

IX.

Burada durmam gerektiğini, yeter dediğinizi anlıyorum. Ama bir şey daha söyleyeyim: Hikayenin içinde bir sır gizli. Ne olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?

Gözlerinizi kapatın.

Sahneyi duvarda asılı bir resim gibi gözünüzün önünde canlandırın. Narcissus su kenarında, yüzü aşağı dönük, tek kolu suyun içinde ve aklı gündüz düşlerine dalmış halde öylece duruyor. Etrafında ağaçlar, otlar ve gökyüzü var. Nemesis arkasında kollarını kavuşturmuş, verdiği cezayı izliyor.

Şimdi zihninizde Nemesis’in suratındaki ifadeyi görmeye çalışın. Bir gariplik var. Gözlerinin içine bakın.

Uzaktan öyle görünse de Nemesis aslında Narcissus’a bakmıyor. Aslında gözünü dikmiş – tam sizin gözünüzün içine bakıyor.

Doğru bildiniz, bu hikaye Narcissus hakkında değil, sizin hakkınızdaydı. Olayları izleyebileceğiniz objektif bir uzaklık hiçbir zaman yoktu.

Yani hepsi bir oyundu.

Eskiler bu hikayeleri zamanı geçirmek, çocuklara bir ders vermek ya da eko kelimesinin nereden geldiğini açıklamak için anlatmıyorlardı. Sizce onların pop kültürünü çalıp kendi edebiyatımız haline mi getirdik? Bu hikayeler aslında derin düşünceler ve olay incelemeleriydi: onların içinde siz ne görüyorsunuz?


Narcissus’un hikayesinin sırrı şu: Hikayenin kendisi su kenarı, sizin su kenarınız. İçinde ne görüyorsunuz? Bir yansıma ve yansıttığınız diğer şeyleri.

Ama eski deyimi bilirsiniz, havuzun içine baktığınızda, havuz da sizin içinizi görür. Havuz size baktığında ne görüyor? Sizi nasıl yargılıyor?

Arkanıza bakın. Nemesis orada. Cezanın ne olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?


Gözlerinizi açın.

Size ikinci bir fırsat verildi.

Bunların hiçbiri gerçek değil


Çağla Özbek

Berdan Tabar, Kan Ağacı'ı inceledi.
27 Şub 20:01 · Kitabı okudu · 10/10 puan

#kitaporumum
Kan Ağacı - Jale Demirdöğen
339 Syf. Nemesis Kitap

Kitap grubunda Yasemin ablamın tavsiyesiyle almıştım kitabı. Öyle sürükleyici öyle güzel bir kitap ki Kan Ağacı.. Çok güzel bir kurgusu vardı kitabın. 1970lerin İzmir'inde bir Rum mahallesindeki hayatı anlatıyor. Bekleyicileri... Melike ölen kocası Fuat'ı, Nergis denizlerdeki Kaptan aşkını..
12 yaşındaki bakkalın oğlu Derman platonik aşkı Melike'yi... Fuat abisini..
Fuat ve Melike'nin aşkı, hayatın zorlukları yüzünden ölen kocası Fuat ile onun armağanı doğacak olan bebekleri doğduktan sonra Melike'nin de ölmesiyle son bulmayacaktır. 40 yıl sonra kandırılan diğer hikayedeki(2010 İstanbul'undaki )kızı Eylül tarafından tekrar açığa çıkacaktır. Öyle güzel kurgulanmıştı ki dün yaklaşık 170 sayfa kalmıştı bitmeye 3-4 saat boyunca akşam yerimden kalkmadan bitirebildim. Öyle duygusal, öyle güzeldi ki. Çok güzel anlatılmıştı içindeki olaylar, aşk, bekleyiciler, Melike ve Fuat'ın tablosu, Nergis ve Kaptan'ın aşkı ,İzmir'deki tarihi asansör, radyocu Özgür, Suna... ''Eylül hep önce gelir, hazan hep daha sonra'' en sevdiğimiz ay Eylül yaşanırken sonrasında gelen sonbaharla her şey biter.. Şiddetle tavsiye ediyorum herkese.

Gamze Sel, Sahile Aşk Vurunca'yı inceledi.
10 Şub 17:29 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Freya, ilhamını kaybetmiş bir web tasarımcısıdır.
Ve bu Tanrıça'nın ilhamını geri kazanmasının tek yolu Tanrı'sını bulmaktan geçer :D
Bunun üzerine bir ilan yayınlar ve serüven başlar.

Aslında üst kat komşusu Greg oraya taşındığından beri ona zaten taliptir ama bir sorun vardır. Greg bir avukattır, hem de boşanma avukatı..

Freya, geçmişte ailesinin başına gelen bazı olaylar nedeniyle avukatlardan nefret eder. Her ne kadar Greg çekici gelse de işte malum avukat olduğu aklına geldikçe kendini geri çeker.

Birkaç randevuydu falan derken, bir an Greg'in aslında ilhamının kaynağı olduğunu keşfeder ve eğlence de böyle başlar :)

Kitap, tam keyifli bir zaman geçirtecek cinstendi :)

Gerçi en fazla bir günde -ki ben 3 saatte bitirdim- bitirebileceğiniz çerez niyetine geçen bu kitaba 20 lira verilir mi emin değilim. Siz en iyisi ya sahafa bakın ya da nemesis 9.90 kampanyası yaptığı zaman alın. Tabi yine de siz bilirsiniz ;)

Ben kitapta geçen tüm karakterleri sevdim. Gerçi Freya sizi okurken bazen sinir etse de ki 300 sayfalık kitapta öyle aman aman delirttiği yer yokta işte.. :D Yine de her karakter iyiydi. Özellikle okurken Max karakterinin gizemini merak etmeden geçemiyorsunuz :)

Yazar tek bir kişinin bakış açısından yazmamış. Sadece Freya'nın gözünden değil, Greg ve Anna'nın gözünden de hikayeye bakma imkanı vermiş. Ben özellikle bu şekilde yazılan kitapları okurken ayrı bir keyif alıyorum.

Ah bir de söylemeden geçemeyeceğim.. Kitap adı ne alaka -_-

Yazarın kalemi keyifli, sıkılmadan eğlenerek okursunuz eminim :)

Son olarak kitap serinin ilk kitabı. Seri 11 kitaptan oluşuyor :O

Erim Asya, bir alıntı ekledi.
08 Şub 22:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Fragman 11 Üzerine
11.Fragman "Her sürüngen kırbaçlanarak otlağa güdülür."

Heidegger : Otlak da, ceza tanrıçası nemesis kelimesiyle bağlantılıdır. Yine de nemesis kelimesi, sadece ayırmak ve dağıtmak anlamını taşımaz. Otlak kelimesi, aynı derecede âdet, yasa kavramına da işaret eder. Kırbaçlamaya ait yönetme, takip etme ve yönetme ile yönetilme durumları. Sonuncu eyleme, durma ve idare edilmeyi de eklemeliyiz.

Bunun üzerine Hölderlin’in “Barış” şiirinden birkaç mısrayı okumak istiyorum: “Göz açtırmayarak ve alt edilmeyerek tıpkı altın yürekli Nemesis gibi vuruyorsun ve zayıf olan kurbanların ise şakırtıdan titremektedir, bu en son nesile kadar devam eder. Dürtmek ve tutmak için gizli gücü elinde tutarsın. Zira diken ve yular senin ellerine verilmiştir.”

Fink : Hölderlin’in “Halkın Sesi” şiirinden şu kıtayı da burada zikretmek uygundur: “Tıpkı kartalın yavrusunu iterek topraklarda av araması için yuvadan aşağıya atması gibi, insanoğlu da bizzat Tanrı’nın merhametinden dışarı sürülüp uzaklaştırılmışlardır.”

Heraclitus Üzerine Dersler, Martin Heidegger (Sayfa 63 - Fink ve Heidegger'a ilham gelmesi (önemli bir nokta))Heraclitus Üzerine Dersler, Martin Heidegger (Sayfa 63 - Fink ve Heidegger'a ilham gelmesi (önemli bir nokta))