Okuduğu dualar ve esmalar o kadar uzun sürüyordu ki sonradan yaptığı ilavelere pişman oluyor, ama bunları okumayı şimdiden sonra bırakırsa artık hiçbir şey için hiçbir şey umamaz, boyunca da günaha girer sanıyordu. Okuyabildiğini göstermişti çünkü. Şimdi nasıl "Sıkıldım, çok uzun geliyorlar," diyebilirdi. Diyemezdi, mecburen okuyacaktı.
- Vafir ağabey Allah'ın rahmeti sonsuz ya, öbür tarafa gidiyoruz ki; Allah Rahman sıfatıyla şirke sapan hariç herkesi affetmiş, kimi istersen orda, buradan üç, beş eksik ya var ya yok. Bilmediklerimizden eski kuşakların da ilavesi ile ortalık Darūnnedve'ye dönmüş. Ölsek de kurtulsak da diyemiyoruz. Eee ne olsa cennet halkı, istedikleri her şeyden sebil, bunlar da yine istemezler mi pop müzik, neskafe falan, aklıma geliyor, bu rahmetin sınırını bir iyi öğrensek ağabey, Vafir ağabey, Şeyh-i Ekber ne der?
İçimi türlü kasvet ayrı ayrı ya da birleşerek sarıyor. Yaşlanmanın çok tuhaf bir ıstırabı var, değişmekle, değiştirebilmekle ilgisiz. Bütün bir hayat hep gözümün önünde ve her yaptığımda ayrı bir sakillik, bir yanlışlık, bir yanlış anlama, bir doğru anladığımda da doğru davranamama görüyorum. Böyle bir yükle hâlâ yaşıyorum, başkalarına kendimi belli etmemeye çalışarak saklanıyorum. Kimsenin hayatı da nihai sonuçları elde edilenler parlak ve tavlı olsa da geldikleri yer geçerken harap ettikleri yerler, bir harami kervanı gibi her karşılaştıklarını manen ya da maddeten soyarak ulaştıkları bu yer beni ve ellerindeki ve boğazlarından geçenleri gırtlakları saydammışçasına gördüğüm yutkunuşları benim bomboş halime ani bir ışık veriyor. Kendimden başka alacaklımın olmayışı biraz sanki umut veriyor. Korkum, hiçbir şeyin bu kadar olmadığını gizliden, gölgeden, bir soluklanma, bir öfkeden sonraki ani duraklamalarımda sezmem. Ben olamadığımı görmeye geldim de, niye olamadığımı göremeden mi gideceğim?