Askerlerin öldürdükleri insanların cesetlerini el arabalarına koyup bunları en önde taşıyarak yüz binlerce kişiyle silahların karşısında durduğumuz o gün, beklenmedik bir şekilde farkına vardığım içimdeki temiz bir duygu beni şaşırtmıştı. Artık daha fazla korkmadığımı fark etme hissi, şimdi ölsem de olur hissi, yüz binlerce insanın kanının bir arada koskocaman bir damar oluşturduğu bir canlı hissi... Hâlâ hatırlıyorum. O damara kan pompalayarak atan, dünyadaki en büyük ve yüce kalbin atışlarını hissettim. Büyük bir cesaretle onun bir parçası olduğumu hissettim.
Vilayet binasının önünde öğleden sonra saat bir civarında, hoparlörlerden duyulan Kore milli marşına uyarak askerler ateş açmıştı. Miting kalabalığının ortalarındaydım ve hızla kaçtım. Dünyadaki en büyük ve yüce kalp paramparça olup dağıldı. Silah sesleri yalnızca meydandan duyulmamıştı. Bütün yüksek binalara keskin nişancılar yerleştirilmişti. Yanımda, önümde yere yığılan insanları ardımda bırakıp sürekli koştum.
...
Hatırladıklarım, ertesi sabah kan bağışlamak için insanların uçsuz bucaksız kuyruk olduğu hastane girişleri; kan bulaşmış beyaz önlükleriyle sedye taşıyan, harabeye dönmüş yollarda koşuşturan doktor ve hemşireler, bindiğim kamyonete yosuna sarılmış pilav topları, su ve çilek uzatan kızlar; hep birlikte bağıra bağıra söylediğimiz millî marş ve Arirang şarkısıydı sadece. Bütün herkesin bir mucize gibi kendi kabuklarından sıyrılıp solgun çıplak tenleriyle bütünleştiği o ânı görünce bu dünyadaki en büyük ve en yüce kalbin, parçalanıp kanayan o kalbin tekrar kusursuzca attığını hissettim. İşte beni etkisi altına alan tam da buydu. Siz bilir misiniz, insanın kendisinin tamamen temiz ve iyi bir varlık olduğu hissinin ne kadar güçlü olduğunu? Vicdan denilen göz alıcı parlaklıktaki mücevherin alnıma