Bu aralar gotik kitaplara merak saldım ve ufak bir araştırma sonucu "gotik" terimini edebiyatta ilk kullanan kişinin Horace Walpole olduğunu öğrendim. Walpole okuyacaksam; hem Horace'in hem de gotik edebiyatın gözdesi olan Otranto Şatosu'yla başlamalıyım dedim... demez olaydım :/
Gotik edebiyat; korku, dehşet ve fantazinin birbirine karıştığı, 18. Ve 19. Yüzyıllarda popüler olan bir edebi akımdır.
Siz gotik'den ne anlarsınız bilmem ama ben gotik deyince hayaletler, vampirler, lanetli terk edilmiş kaleler ve şatolar, ve trajik bir son hayal ediyorum...
Bu kitapta bunların hiçbiri bulunmuyor işte.
Birkaç ölüm var sadece evet ama hiçbiri korku ve dehşet uyandıracak türden değil.
Walpole'un ününü borçlu olduğu eser bu olunca baya fantastik bir şeyler beklemiştim ama nerdeeee...
Kendimi bir anda Aşkı memnu dizisinde buldum :) #211071333
Biraz konuyu anlatayım da siz de bana hak verin.
Hak verin ama tamam mı??
Manfredi Otranto Prensi; oğlunu evlendirmek istiyor ama tam düğün günü oğlu öldürülüyor. Manfredi de madem oğlum öldü bana varis lazım ve karım bu konuda beceriksiz olduysa ben de oğlumun evlenemediği Isabella'yla evleneyim der. Isabella durumu kabul etmez tabii ki ama sorun o değil. Sorun Isabella'nın babasının Manfredi'nin kızı Matilda'dan hoşlanıyor olması. Bir de Teodoro var kime yandığı belli değil... Isabella ve Matilda da bu Teodoro'ya yanıyor :))
Fatura çok yazıyor kesin yanmayı diyesim geldi kitabı okurken :D
Bir de Şato'nun prensesi Ippolita var tabi. Kadın bir azize diye betimleniyor kitapta... Nasıl bir azize mi?? Kocasının her söylediğini itirazsız kabul eden, ne kadar kötü olduğunu bilmesine rağmen "kemalim yapmaz" tavırları takınan, hatta Isabella ona kocasının yapmak istediklerini anlattığında bile lordum hakkında kötü
Son bir ayım kendimce yanlış tercihlerle kötü kitaplar okuyarak geçti, moralim bozuktur herhalde diyerek yaklaşık on gün süreyle elime kitap almadım, çok da kendimi bunaltmak istemedim. Tabi bu sırada filmlere yaslandım, muazzam da filmler izledim.
Biyografi filmlerine oldum olası hastayımdır. Çavdar Tarlasındaki Asi yani Rebel in the Rye filmi.
720p-izle.com/izle/altyazi/re...
Beni çok etkiledi. Salinger'in başından geçenler, hayatı tam da yazar derinliği içeren cinsten. Yıllardır bekliyordu kitap kitaplığımda, dedim canım bu seni kitap dünyasına yeniden sokacak kitap, başla.
Nerdeeee, biri derinlik mi dedi?
"lanet olsun adamım, hey kahrolası lanet kıçını kaldır ve beni dinle seni küçük aptal, bu lanet yerde ne mi arıyorum dostum, hey sen gerçekten bir pisliksin, buna bittim dostum...." şeklinde süregiden berbat amerikan sinemasını edebiyat yapmışlar, bir de en az 40 dile çevirip edebiyat diye satmışlar.
Bu Amerikalılar gerçekten dünyayı keklemeyi iyi biliyor ha dostum, buna alışsan iyi edersin seni küçük lanet serseri.
Kitap Salinger'i hayatta kalmayı başarmış ancak beni de edebiyat dünyasına küstüren cinsten olacaktı ki nihayet bitti. Canım Sabahattin'ciğim neden daha çok yazmadın ki diye serzenişim başlıyor her bu tarz kitaplar sonrası.
Neyse bir magazin bilgisiyle satırlarıma son veriyorum. Salinger askere gitmeden önce bir kız seviyor, Oona. Kız 17 yaşında, birbirlerini seviyorlar ve askere gitmeden önce küçük bir nişan, kız söz veriyor bekleyecek. Bu arada kızımız çok güzel ve gelecekte aktris olmayı istiyor. Salinger gidiyor askere cebinde yarinin fotoğrafı, bir kaç ay sonra gazetelerin manşetlerinde büyük evlilik olayı, sevgilisi manşetlerde.
17'lik kızımız kimle mi evleniyor?
54'lük Charlie Chaplin ile:)) Garibim kız aktris bile