9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:00
Kitaba o kadar büyük beklentilerle başladım ki genelde büyük beklentilerin sonu hüsranla sonuçlandığı için bu kitaba haksızlık ettiğimi bile düşünüyordum. Bitirdiğimde beni yanıltmadığı için yaşadığım sevinci anlatacak kelime bulamıyorum. Bu kitabı öneren Hilal Özlem Torpil onu kaybetmeden hemen önce o kadar emindi ki bu kitabın ve beraberinde önerdiği birkaç kitabın bana okuma alışkanlığını yeniden kazandıracağından, ben de bir an bile tereddüt etmedim bundan. 2020 yılındaki Covid salgını ya da 6 Şubat 2023 depreminde gördüğüm, yaşadığım, en yakından şahit olduğum şeylerin yıllar öncesinde başka bir coğrafyadaki bir yazar tarafından bu kadar güzel kurgulanıp anlatılacağını tahmin edemezdim. İnsanın kaybedecek şeyi kalmadığında büründüğü kimlikten hep korkmuşumdur, hayatta kalma içgüdüsü kimileri için sürekli bir durumdur herhangi bir tetikleyici güce ihtiyaç duymazlar, en masum görünen insanların fitilinin ateşlenmesi için ise bazı felaketler yeterli olabilir. Kimin, nerede ve ne zaman, hangi şartlar altında içindeki saf kötülüğü dışarı vuracağını tahmin etmek pek mümkün değildir. Bana göre dinlerin ve inançların bile temeli buna dayanıyor. İnsanı dizginlemek, kontrol altında tutabilmek ve bir kalıba sokabilmek için oluşturulmuş bir kontrol mekanizması. İnanmasanız bile varlığına şükreder bulabilirsiniz kendinizi. Benim iyi bir insan olmaya çalışmamın sebebi; bir gün şirinleri görmeyi umduğumdan değil artık(küçükken öyleydi). Bu bir meydan okuma, azınlığın çoğunluğa verdiği savaşlara duyduğum hayranlıkla besleniyor. Hayat bir gün kaybedeceğini en baştan bildiğin savaşlara girmeyi göze alabildiğin sürece yaşanılabilir..
İnsan ve Hayat
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,1bin okunma
Türk Öyküsüne Güzel Bir Ses
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 13:50
Her öyküde farklı bir yolculuğa çıktım. Kitap 103sayfa olabilir ama etkisi binlerce sayfalık. Mademki Mavi demiş yazar, bizi mavi bir yolculuğa çıkarmış. Her öyküde şartlar ne olursa olsun umudun peşinden kosturmus. Elalemin üzerinden çekmediği gözlerine parmak sokarak kör etmeyi istemiş. Nerede ve ne halde olursak olalım yasanmislik bataklığına bir şekilde çekileceğimizin sesi olmuş. Dil ve üslubu da yerli yerinde hatta dilimizce unutulmuş sözcükleri de kullanmış. Ben severek ve keyifle okudum. Türk Öyküsüne katkılarından dolayı teşekkür ederim. Hem yazara hem de Arkaik kitaba başarılar diliyorum.
Mademki MaviSerap Kılınçoğlu · Arkaik Kitap · 20262 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Aşk; travmalarımızı şiire çevirdiğimiz yerdir.
8/10
·312 syf.··
2026 21. kitabı
Aşk, travmalarımızı süslediğimiz en güzel yalandır; bu yüzden bazı vedalar kalbi değil, çocukluğu kırar. Tarık Tufan bu romanda şu soruyu soruyor: Sevdiğimiz kişiye mi bağlıyız, yoksa onun bizde dokunduğu eksikliğe mi? Eski bir köşk, yaralı insanlar, kaybolan bir kadın ve geçmişin hayaletleri arasında dolaşırken anlıyoruz ki bazı aşklar kavuşamadığı için değil, insanı kendinden uzaklaştırdığı için acıtır. Okuma serüvenim boyunca Firdevs’in gelgitlerine değil, Orhan’ın o gelgitleri kader gibi kabullenişine kızdım. Bir insanın sevmesi başka, kendine yapılan saygısızlığı aşk sanması başka şey. Orhan, Firdevs’i kaybetmekten öyle korkuyor ki önce kendini kaybediyor. Bazı aşklar insanı büyütmez; kendi değerinden vazgeçmeye ikna eder. Roman boyunca en çok bunu izlemek yordu beni: Bir kadının kararsızlığı değil, bir adamın kendi onurunu sessizce terk edişi… Ahmet Hilmi Bey’e ve tamburuna değinmeden geçemem: “Ölmeden önce ölün” “Hangi yarın?” Aşk nedametli bir mesele, üzerine ne kadar çok konuşulursa acizliğiniz o nispette ortaya çıkar. En iyisi susmak.” Kitabın her Ahmet Hilmi Bey bölümüne denk gelince İnsan böyle birinin varlığına hasret çektiğini anlıyor sanki eksik parça Hilmizade çayıymış gibi.. Tüm huzurlu uykuya dalışları ve kabuslarını tevekkili değil Ahmet Hilmi Bey’in koltuğunda tamburu eşliğinde gördü. Kitabı bitirdiğim şu dakikalarda aklımda şu soru var: Nerede bu Saklıkuyu? Beni de bir gün çağırır mı?
Âşıklara Yer YokTarık Tufan · Doğan Kitap · 20234,557 okunma
10/10
·690 syf.··
2026 8. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 02:57
#Spoiler İçerir# “Ölülere acıma, Harry. Yaşayanları acı, her şeyden çok da, sevgisiz yaşayanlara.” “Hazinen neredeyse, kalbinde orada olacak.” “Hepimiz insanız değil mi? Her insan hayatı aynı değere sahiptir ve hepsi kurtarılmaya değerdir.” Dursleylerin evine son defa dönmek zorunda kalan Harry, artık oradan dönmemek üzere ayrılmak için gün sayar. Dursleyler güvenli ortama götürülmek üzere seherbazlar tarafından başka bir yere götürülür. Ardından Harry’nin evden çıkarılması için hazırlık yapılır. Yoldaşlık tarafından seçilen güvenli eve giderken Voldemort tarafından saldırıya uğrarlar, Deli göz Moody ve Harry’nin en başından beri yanında olan kuşu Hedwig ölür. Harry kendisi için bunca ölümün gerçekleşmesine üzülür ve Voldemort’un öldürülmesini sağlayacak hortkulukları bulmak için Ron ve Hermione ile yola çıkar. Hortkulukların nerede olduğunu ve nasıl yok edileceğini bilmeyen Harry büyük bir maceraya atılır. Severus’un tüm hayatının görünenden çok daha farklı olduğunu öğrendiğim kısım çok şaşırtıcıydı. Filmlerde Snape ve Lily’nin Hogwarts’da tanıştığını izlemiştim meğer çocukluklarından beri tanışıyorlarmış. Oyun parkında ikisinin de ileride Hogwarts’a gideceklerini konuşması çok güzeldi. Snape’in Lily’yi en başından en sonuna kadar sevdiği ve “Always” vurgusunun gerçekten doğru olduğunu kitap çok güzel anlatmıştı. Keşke Severus’un çok ama çok sadık oluşunu bu kadar geç öğrenmeseydik. Onu kimsenin sevmemesi ama onun sadece bir sevgi uğruna bunca şeye katlandığını görmek çok üzücü. Kitap tahlili ve yorumun devamı için link profilde
Harry Potter ve Ölüm YadigarlarıJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları · 201628,8bin okunma
Herkesin bir derdi var durur içerisinde...
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 12:32
Bir aile ne kadar sır barındırabilir bünyesinde ya da insanoğlu ne kadar sırrı sırtlanabilir. Sonsuza kadar saklanabilir mi sır dediğimiz? Şermin Yaşar yalın sade ve içine okuyucuyu alan diliyle döktürmüş yine. Seviyorum ben bu kadının tarzını. Anne, baba, çocuklar... Hepsinin ayrı bir hikayesi ayrı bir derdi var kendince. "insan böyle bir șey. Nerede, hangi yaşta olursa olsun, kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız, dertsiz, Sırsız insan yok da, işte kimisi üstünü iyi örtüyor." derken Volkan Konak'ın eşsiz yorumuyla "herkesin bir derdi var durur içerisinde" şarkısı geçiyor zihnimden sonra istemsizce dudaklarıma dökülüyor. Bir müddet Ethem'i, Mürüvvet'i, Kazım'ı,Sevgi'yi, Emin'i Nurten'i, Ekrem'i, Hülyayı düşünüyorum ayrı ayrı. Herkesin derdi olur da bu kadar dert bir araya gelir mi hiç diyorum gelirse böyle olur işte. Kendileri anlatıyorlar kendi ağızlarından yaşadıkları ruhsal gelgitleri aile bireyleri. Aile olmak demek sadece aynı çatı altında bulunmak değil aileyi tamamlayan çatı sevgi bence bir arada tutan koruyan kollayan. Eksik oldu mu ne yaparsan yap çökmeye mahkum. Sevgi iskeletini de anne baba oluşturur el ele tutuşarak birinden biri bıraktığı anda elini yıkım başlıyor. Zamanla da enkaz oluveriyor yapı. Ne zaman enkaza döndü aile bilinmez belki Mürüvvet Anne nin Ethem i sadece kabullenip sevmediğinde "Al buna bak ve sus" dediklerinde sadece susmayı tercih ettiğinde belki de. Kazım Baba nın karısına yüklediği sorumlulukla belki de ve belki de Karşısına alıp Mürüvvet i konuşmadıkça kabullendikçe bu sessizliği... Fazlasıyla içimizden bizden birileri karakterler. Belki yaşanmış ya da yaşanması oldukça olası. Hiç küsmedik mi biz de hayata kabullendiğimiz için içinde bulunduğumuz durumu çekip gidemediğimiz için tıpkı Mürüvvet gibi. Kazım gibi
1000Kitap
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,4bin okunma
9/10
·145 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 02:05
Uzun süredir bu platformda alıntılarım dışında bir şey paylaşmıyorum. Hele inceleme yazmayı hiç haddim olarak görmüyorum. Alıntı paylaşırken de amacım çoğu zaman kütüphaneme ekleyemediğim kitapların altını çizdiğim satırlarını burada muhafaza etmek. Bugün bu incelemeyi yazma sebebim de Figen Hanımla karşılıklı ağlaştığımız duygu yoğunluklu bir okur yazar buluşması. Kitap kulübümüzle okumaya karar verdiğimiz bu esere başladığımda henüz ilk sayfada gördüğüm ağır dil ve sokak jargonu ben de önyargılar oluşturdu. Açık olmak istiyorum "Annem babam yaşındaki kadın bizim kuşağı anladığını zannediyor. Çok muhtemel bu 'güya yüksek' empatisinden kaynaklı da bizi uyarmak ve öğütler vermek istemiş. Bunu da araya bizim jenerasyondan iki üç kelime katarak konuşturduğu Z kuşağı üç ana karakterle yapmış ve ortaya bu ders çıkarabileceğimiz ibretlik kitap çıkmış herhalde." dedim. Evet biraz çabuk verilmiş keskin bir yargı ama her gün okulda, evde, sosyal medyada her yerde Z kuşağı aşağı Z kuşağı yukarı denilip karşılaştığımız senaryo bu değil mi? Elleri sopasız ancak yargılarını sopa yapmış, iyi niyetli, çok bilmiş yetişkinler. Kitap kısa dedim, beraber okuyacağım insanları yarı yolda bırakmayayım dedim, yazarla tanışma fırsatım da olacak dedim ve devam ettim okumaya. Günlerdir ilk bölümden sonra elimin gitmediği kitap 2 saat içinde bitti. Figen Şakacı, Tomris Uyar'ın arkadaşı ve kendisinden 2 sene eğitim almış bir yazar. Ayrıca Türkiye'nin ilk kadın stand-up sanatçısı. Güleriz sanmıştım göz pınarlarım kurudu ağlamaktan. Roman 2016 da geçiyor. Hem Geziyi hem 15 Temmuzu görmüş kindar neslin hikayesi. 'Allah'ın fakirlere yaptığı fenalıklardan' bunalmış, onlar büyüdükçe umutları küçülen öfkeli ama çaresiz üç genç: Arif, Serde ve Demar. Yer İstanbul, Yeni Mahalle. Figen Hanım bu
HınçAhınçFigen Şakacı · İletişim Yayınları · 202473 okunma