Puan vermedi·144 syf.··
2026 22. kitabı
Her yaştan çocuğa ve içindeki çocuğu unutmayanlara sımsıcak bir hikaye ile geldim: Ali Nazik! Herkese merhaba kitap dostları! Bugün kapağını görür görmez içimi sıcacık eden, çocukluğumun o eski, samimi mahalle günlerine beni ışınlayan harika bir kitapla geldim: Anıl Basılı’nın kaleminden, Timaş İlk Genç’ten çıkan "Ali Nazik" Kitap, adını duyunca aklımıza hemen o lezzetli yemek gelse de, aslında adı gibi "nazik", kocaman yürekli bir karakterin ve etrafındaki çocukların dünyasını anlatıyor. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş o eski mahalle kültürünü, komşuluğu, saf ve çıkarsız dostlukları o kadar tatlı bir dille işliyor ki... Anıl Basılı'nın, çocukların dünyasından bakmayı çok iyi bilen bir yazar olduğunu kalemiyle ilk kez tanışmama vesile olan bu kitabı sayesinde anladım. Karakterlerin birbirine kenetlenmesi, zorluklar karşısında çocuksu bir neşeyle dik durabilmesi içimi eritti. Okurken hem yüzümde kocaman bir tebessüm belirdi hem de "Ah, nerede o eski sokakta oynadığımız günler..." diye iç geçirmeden edemedim. Nezaket, yardımlaşma ve empati gibi kavramları çocuklara hiç göze batmadan, bir ders gibi değil, hayatın içinden bir hikayeyle fısıldıyor. Büyük puntoları ve her yaştan çocuğun (hatta yetişkinlerin bile!) sıkılmadan bir oturuşta bitirebileceği su gibi akan bir üslubu var. Kitabın tasarımı ve kapak illüstrasyonu başlı başına birer sanat eseri bayıldım. Hem çocukların kitaplığına harika bir macera eklemek hem de çocuk edebiyatının bu nitelikli örneğiyle tanışmak için kesinlikle şans vermelisiniz. Kitaplığıma çok yakıştı, iyi ki okumuşum! "Dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey... Belki de o güzellik, Ali Nazik gibi kalbiyle konuşanların nezaketindedir." Siz bu kitabı okudunuz mu? Çocukluğunuzun en özlediğiniz mahalle oyunu ya da
Ali NazikAnıl Basılı · Timaş İlk Genç · 202645 okunma
Puan vermedi
Bazı hikâyeler sayfa sayısı olarak kısa oluyor ama bıraktığı his uzun süre akılda kalıyor. İnsan Ne İle Yaşar da benim için öyle bir kitap oldu. Tolstoy, çok sade bir anlatımla aslında oldukça büyük soruların peşine düşüyor. İnsanları ayakta tutan şey ne, hayatın anlamı nerede saklı, iyilik neden önemli gibi konuları hiç yorucu olmadan anlatıyor. Kitap boyunca en sevdiğim şey, verdiği mesajların gözüne sokulmadan, hikâyenin içinde kendiliğinden ortaya çıkmasıydı. Bitirdiğimde içimde garip bir huzur kaldı. Bazen en değerli şeylerin para, güç ya da başarı değil; merhamet, sevgi ve birbirimize gösterdiğimiz küçük iyilikler olduğunu hatırlatıyor. Kısa sürede okunabilecek ama üzerine uzun uzun düşünülebilecek kitaplardan biri bence.
İnsan Ne İle YaşarLev Tolstoy · Parana Yayınları · 2022233,9bin okunma
Reklam
Sevdiklerinizle son bir yolculuk serüveni..
10/10
·200 syf.··
2026 5. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:38
Sevdiğinin öleceğini bile bile bindiğin o tren.. Yarım kalan aşklar, babasını son kez gören evlat.... Sevdiklerinizi son kez görürcesine sarılın, onlarla hoş sohbetler edin, yeni almış olduğunuz bir kıyafetiniz varsa onu hemen giyin hayat bu nerede son bulacağı belli olmayan bir belirsizlik. Sevdiklerinize zaman ayırın görmezden gelmeyin onları , o an meşgul iseniz çok bekletmeden dönüş sağlayın. Sonra söylerim diye hiçbir şeyi ertelemeyin.. Sanırım bende böyle bir kazada sevdiğimi kaybetmiş olsam makinistin karısı gibi yapıp inmek istemezdim onunla ölmek isterdim. Kesinlikle okuyun bu kitabı kesinlikle..
Dünyanın Son Tren İstasyonuTakeshi Murase · Olimpos Yayınları · 202630 okunma
Sabahattin Ali'nin Gözünden Anadolu ve Anadolu İnsanı
8/10
·128 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali’nin öykülerinde Anadolu’yu ve oranın insanını okumak, benim için sadece edebi bir yolculuk değil; adeta o toprakların kokusunu, tozunu ve sızısını iliklerine kadar hissetme deneyimi oldu. Yazarın her bir metinde insan psikolojisinin en kuytu köşelerine sızması, bunu yaparken de toplumsal adaletsizlikleri tokat gibi yüzümüze çarpması inanılmaz etkileyici. Karakterlerin o çaresizlikleri, verdikleri o sessiz hayatta kalma mücadeleleri ve sistemin katı çarkları arasında nasıl unufak oldukları satır aralarında öyle bir canlılıkla anlatılmış ki, insan her öykünün sonunda derin bir sessizliğe gömülmekten kendini alamıyor. ASFALT YOL Sabahattin Ali’nin bu öyküsünü bitirdiğimde boğazımda gerçekten çok ağır bir düğüm kaldı. Hani hayatta bir şeyi çok istersiniz, bütün kalbinizi, tüm iyi niyetinizi ortaya koyarsınız da sonunda o canla başla yaptığınız şey dönüp en çok sizi vurur ya; işte tam öyle bir hikaye bu. Okurken sadece sıradan bir yol yapım hikayesi değil, idealist bir insanın o temiz hayallerinin sistemin çarkları arasında nasıl paramparça olduğunu izledim resmen. Öğretmen köye ilk geldiğinde içi umutla, enerjiyle dopdolu. Kendisinin de köylü kökenli olmasıyla gurur duyuyor, hatta dürüstçe "içimde yabancı bir yere gidiyorum hissi yoktu" diyor. Buradaki psikoloji aslında hepimize çok tanıdık: "Ben onlardan biriyim, beni anlarlar, bağ kurabiliriz." Bu inanç, öğretmenin hayattaki en büyük dayanağı aslında. Kamyonun o bozuk yollardaki sarsıntısından sersemlemiş olsa bile, kafasında köylüyle kuracağı o sıcak köprü var. Ama daha ilk günden muhtarın o umursamaz bir tavırla "beş on gün dinlen hele" demesiyle, o aşılmaz soğuk duvarı ilk kez hissetmeye başlıyoruz. Köylü için okul ya da eğitim hayati bir ihtiyaç değil, sadece hayatın (harmanın, tarlanın) arasında
Edebiyat
Yeni DünyaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202533,7bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 36. kitabı
Sevemedim. Çok şaşırtıcı. Bir Hükümenoğlu romanını… Nerede “Harika Bir Hayat” kitabındaki kalem… Ne yaptınız böyle Hikmet bey? Bu kadar sığ bir metini kendisine konduramadım. Eli bomboş kalmış bir ana karakteri okuyoruz sayfalarca. Ne o yolcu gemisinin lükslüğü ne de o gemide yaratılmaya çalışan gizem geçiyor. Son turunu yapan sessiz gemide bir gerilim yaratılmaya çalışılıyor ama olaylar havada kalıyor. Bir anda mutlu son, kurtuluş geliyor. O gizem puf oluyor. Tam gerilecektim, ne oldu? Konusuna gelirsek Hikmet Bey, eşi Merve ve asistan Murat ile beraber Efes gemisinde İstanbul’a dönüş yolunda olan bu üçlünün arasındaki sırları keşfediyoruz. Zira Murat ile Merve lisede can ciğer kuzu sarması olmuş iki sevgiliyken yollar seneler sonra bu ikili birbirine tekrar denk gelince hikaye şekillenmeye başlıyor. Murat’ın o sıralarda hali içler acısıdır. Merve’nin teklifiyle Murat, bu ailenin evinde de kalarak Hikmet Bey’in romanlarını yazmasına yardımcı asistan olur. Zira, kendisi eskiden öyküler yazan bir genç. Bir yerden sonra Murat, Hikmet Bey’in emek hırsızlığı yaptığını söyleyerek kitaplarına Murat’ın cümlelerini eklediğini söyler. Yeni çıkacak kitabı üzerinde çalışan bu ikili yeni bir hikaye oluşturur. Hikayedeki ana karakterler geçmişteki Murat ve Merve’dir. Hikmet Bey’in aralarında geçmişi ilişkiyi anlaması için oyun oynamaya çalışan Murat ava giderken avlanır. Konusu bölük pörçük. Hikmet bey, kitabında da açıkça belirttiği gibi boşlukları okura bırakıyor. Tanrısal bakış açısını bizim de sahiplenmemiz gereken bir kurgu ve kesinlikle zayıf bir olay örgüsü. Bir yerden sonra sıkılıp sonunda bir şey olsun da fikrim değişsin hissiyle okusam da yok sonu da tatmin etmedi. Şunu da eklemeden geçemeyeceğim şu tarz kitapları şu kitle; bu tarz kitapları bu kitle okur gibi
47 Numaralı KamaraHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 2026211 okunma
Uzun İnce Bir Sürgün'deyim
8/10
·136 syf.·
2026 169. kitabı
İzmir'den İstanbul'a gelirken aklımda herhangi bir kitap yoktu. Benim derdim başka şeylerdi. Kullanılmayan istasyonlar, terk edilmiş yapılar, unutulmuş bekleme salonları, insanların çekilip gittiği yerlerde geriye ne kaldığı. Akşama doğru Sirkeci Garı'na vardım. Gün ışığı çekilmeye başlamıştı. Kalabalıkların ilgilenmediği tarafa doğru yürüdüm. Rayların bittiği, seslerin azaldığı yerlere. Orada gördüm onu. Hurdaya ayrılmış eski bir vagon. Boyasının büyük kısmı dökülmüş, camlarının bazıları çatlamış, içi karanlığa terk edilmiş. Kapısı yarı açıktı. Merak edip içeri girdim. Telefonun fenerini açınca yılların bıraktığı izler ortaya çıktı. Yıpranmış koltuklar. Kararmış metal parçalar. Tavana tutunmaya çalışan kablolar. Sanki zaman burada çalışmayı bırakmıştı. Binlerce insanın üstüne oturarak eskittiği bir koltuğa oturdum. Tam o sırada aklıma bir kitap geldi. Aytuğ AkdoğanAytuğ Akdoğan 'ın SürgünSürgün'ü. Kitabı düşünmeye başlamamla birlikte diğer benlerim de ortaya çıktı. Ravi karşımdaki koltuğa geçti. Hiç pencere kenarına oturdu. Münzevi ise koridor boyunca yürüyüp vagona göz gezdirdi. Sonunda durdu.
SürgünAytuğ Akdoğan · Hayykitap · 2021149 okunma
Reklam
Reklam