Burada yaşama karşı dengenin, aldırışsızlığın ve hatta şükran duygusunun ayakta tutulması gerekecektir; burada katı, gururlu, sürekli uyanık, sürekli uyarılabilir, yaşamı sancıya karşı savunmayı ve sancıdan, hayal kırıklığından, bıkkınlıktan, yalnızlaşmadan ve başka bataklık zeminlerden zehirli mantarlar gibi bitme eğiliminde olan her türlü ürünü büküp koparmayı kendine görev edinmiş bir istenç hüküm sürmektedir.
Perdeyi kaldır, öbür tarafa geç! Hepsi bu! Niye titremeli, tereddüt etmeli? Perdenin arkasında ne olduğu bilinmediği için mi? Bir daha geri dönülemeyeceği için mi? Yoksa ne olduğunu bilmediğimiz şeylerin korkuçluğunu, karanlığını sezmenin ruhumuzun bir özelliği olmasından mı?
İnsanın kendi kendini suçlamasının keyif veren bir yanı vardır. Kendi kendimizi suçladığımız zaman başka birinin bizi suçlamaya hakkı kalmadığını düşünürüz. İnsanın ruhunu suçluluk duygusundan arındıran şey itiraf etme eyleminin kendisidir; günah çıkartan rahip değil.
İnsana birçok zincir vurulmuştur, bir hayvan gibi davranmayı unutsun diye: gerçekten de tüm hayvanlardan daha yumuşak, daha zeki, daha neşeli, daha temkinli olmuştur. Ama şimdi, zincirlerini taşıdığı sürece temiz havadan ve özgürce devinmekten yoksun olmanın acısını çekmektedir: - oysa bu zincirler, bıkmadan usanmadan yineliyorum ki, ahlaksal, dinsel, metafizik düşüncelerin ağır ve anlamlı yanılgılarıdır.