Merhaba. Kitabı bitirdim. Lori’ye bakıyorum buradan ve ona bir şarkı uzatıyorum -bir çiçekmiş gibi- : Bülent Ortaçgil ve Birsen Tezer’in söylediği “Kimseye Anlatmadım”
Dinliyor. Bir süre sessiz kalıyor. Sonra başını kaldırıp gülümsüyor.”Sevdim bu şarkıyı Deniz.” diyor, belki de içinden “Düğümlerim var ve orada başlıyor sancım.” da diyor bilemeyiz…Bu kitap “Uzun süre kendi içine mühürlenmiş odalarda yaşamış, sesini başkalarından önce kendisinden saklamış insanların hikayesini anlatıyor.” diye bir özet cümle yazayım diyorum ama bu kestirmelik de canımı sıkıyor çünkü #ClariceLispector’un yaptığı şey özetlenmeye pek razı olmuyor zira bir olay anlatmaktan çok iki insanın içini , en içini izletiyor bize. O yüzden kelimelerin terazisi daha da hassaslaşıyor haliyle…
Ve evet , doğrudur ,bizler birbirine eklenmiş “mış gibi”lerin içinde yaşıyoruz hep. Acının yerine maskelerimizi , korkunun yerine rutinlerimizi , arzularımızın yerine ise uslu açıklamalarımızı koyarak …Kendi personalarımızla yaptığımız bu uzun uzlaşmayı da hayat diye ittiriyoruz işte…. Lispector’un kitabı o maskenin çatladığı yerden seslenmek istiyor… Ulisses ile birlikte hem de…çünkü o Lori’ye “Bir gün bir meyve kâsesini güzelleştirme olasılığını göstermişti.”
#BirÖğrenmeyadaHazlarKitabı insanın kendi içindeki sürgünden dönüşün hikayesidir derim o halde , “bana çoğu zaman düşmanca davranan bir dünyaya neşe borcumu ödemek zorundaydım.” diyen iç sese cevap vermenin hikayesidir belki de , dünyayı sevmek için onun anlaşılır, adil ya da merhametli olmasını beklememek gerektiği konusunda uyaran sesin hikayesidir yahut korkuya , kırgınlığa rağmen sevmenin ve Ulisses’in dediği gibi, “rağmenlere rağmen var olma”nın hikayesidir hatta …
İnsanın en büyük çıkmazı acı çekmek değildir. Acı onun eski evidir.