nesin sen dünyanın en sıkıcı kitabı falan mı? dostoyevskinin de ilk kitabıymış
yani abi bu ne ya…
mary and max sel bi hava beklemiştim ama baya bi boş yapmış
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma
Aziz Nesin’in Zübük romanı, Türk edebiyatının en güçlü, en eskimeyen siyasi ve toplumsal hicivlerinden biridir. Kitap, çıkarcı, yalancı ve düzenbaz bir karakter üzerinden hem dönemin siyasi yapısını hem de bu yapının var olmasına zemin hazırlayan toplumsal dinamikleri ele alır.
Romanın başkahramanı İbraam Zübükzade (Zübük), çıkarı için her yolu mubah gören, insanları kandırarak yükselen kurnaz bir siyasetçidir. Küçük bir Anadolu kasabasında yaşayan Zübük, yalanları, vaatleri ve fırsatçılığı sayesinde önce belediye başkanı, ardından milletvekili olur. Roman boyunca halkın saflığından ve çıkar ilişkilerinden yararlanarak güç kazanmaya devam eder.
Eser, yalnızca bir kişinin hikâyesini değil; toplumdaki çıkarcılığı, fırsatçılığı, siyaset-halk ilişkilerini ve insanların kolayca kandırılabilmesini hiciv yoluyla eleştirir. Aziz Nesin, Zübük karakteri üzerinden toplumsal ve siyasi yozlaşmayı gözler önüne serer.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu kitabında 24 adet mizahi öykü yer almaktadır. Aziz Nesin, kendine has o keskin, iğneleyici ve trajikomik tarzını yine konuşturur.
Öykülerde bürokrasi ve sistem eleştirisinin yanı sıra; toplumdaki ahlaki yozlaşmayı, çıkarcılığı ve insanların kısa yoldan zengin olma hırslarını mizahi bir dille ele alır. Cehalet, kurnazlık, korku ve ikiyüzlülük gibi insani zaafları karikatürize ederek dile getirir.
Yani bu eser, aslında güldürürken derin derin düşündüren hikayelerden oluşmaktadır.
Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, Aziz Nesin’in 70. yaş dönemine denk gelen bir olgunluk evresinin ürünü. Yazarın o meşhur hicivci, iğneleyici üslubunun yanı sıra, bu eserde daha içe dönük, kabullenici ve yer yer melankolik bir ton sezdim. Bir insanın hayatının büyük bir kısmını geride bırakıp kendine ve dünyaya bakışını hesaplaşma değil de bir kabulleniş çerçevesinde ele alması oldukça etkileyiciydi.
Merhabalardan bir demet. =)
O sıkça rastladığım kafalardaki Mehmet Akif Ersoy ile okuduğum Mehmet Akif Ersoy'un arasında dağlar var...
Sözü uzatmadan virgülü virgüle ataçlamadan konuya dikey dalış yapacağım.
Hoş geldiniz. =)
İlk olarak 2. Abdülhamit'e yazdığı şiiri sunmak isterim:
YILDIZ'DAKİ BAYKUŞ
"Çoktan beridir vardı benim bir derdim:
Gideyim, zalimi ikaz edeyim, isterdim.
O, bizim câmi uzaktır, gelemez, mani' ne?
Giderim ben, diyerek, vardım onun cami'ine.
Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid,
Koca Şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid."
Belki kırk elli bin askerle sanılmış Yıldız;
O silahşörler, o al fesli herifler sayısız.
Neye mâl olmada seyret, herifin bir namazı:
Sâde altmış bin adam kaldı namazsız en azı! Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma,
Dedim ki: "Bunca zamandır nedir bu gizlenmek? Biraz da meydana çıksan da hasbihål etsek.
Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören; ne eden; Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden.
Değil mi saklanıyorsu, demek ki: Korkudasın;
Ya çünkü korkan adamlar, gerek ki saklansın.
Değil mi korkudasın var kabâhatin mutlak!"
NOT: Birçok tarihçi şunda hemfikirdir Mehmet Akif Ersoy, hayatının sonuna kadar pişman olduğunu dile getiren bir beyanı olmamış, hatta 1926'da Safahat adlı bir kitabının yeni baskısında bu şiire yer vermiştir.
Bir diğeri... İstibdâd şiirinden:
Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
"Bu bir câni!" dedin sürdün, ya mahkum eylendin hapse.
Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdana, her hisse,
Çocukların dünyasını yetişkinlerin bakış açısıyla karşılaştırarak kuşaklar arasındaki iletişim sorunlarını incelikle işler.
Psikolojik açıdan bakıldığında, çocukların anlaşılma ve değer görme ihtiyacının ne kadar güçlü olduğu vurgulanır. Roman, yetişkinlerin çoğu zaman çocukların duygularını küçümsediğini, bunun da kırgınlık ve yalnızlık hislerine yol açabileceğini gösterir. Mizahi dili sayesinde okur, hem çocukların iç dünyasına yaklaşır hem de kendi önyargılarını sorgulama fırsatı bulur.
Sonuçta eser, empati kurmanın ve karşılıklı dinlemenin önemini hatırlatan sıcak bir anlatıdır.