Mesela böyle denize yakın bir yerde yaşamak isterdim. Ne bileyim işte nefesin daraldığında, boğazın düğümlendiğinde, gecenin bir yarısında veya sabahın beşinde sığınabileceğin koca bir yuva... Koşa koşa çıkıp gelebileceğin bir yer... Denizler kimseye ait değil sonuçta. Yük hissetmeyeceğin bir yuva, gerçi yük hissettiğin yer zaten yuvan değildir orası ayrı. Bazen hiçbir yere sığamaz ya insan. İşte bu yüzden deniz aslında. Ucu bucağı görünmeyen yuva çünkü. Oturayım bir köşede sadece. O sonsuzluğu izleyeyim... Derin bir nefes alayım. Yaşamı hissedeyim. Maviliği işlesin içime... Neyse ki gökyüzü her yerde ortak. Bazen o maviliği hissetmek için sadece kafamı kaldırmam yetiyor. Biliyorum onlar aynı mavilik değil. Farklı yerlerde, farklı tonlarda... Ama küçük Naz'a göre onlar aynı mavilikti. Ben küçükken gökyüzünün maviliği denize akıyor sanıyordum. Bir keresinde -beş altı yaşlarımda falan- denize gitmiştik, ta çok uzakta denizin ve gökyüzünün birleştiği (birleşik göründüğü yani) bir yer vardı. Ben gökyüzü kendi rengini sevmiyor diye onu oradan denize akıtıyor bu yüzden de mavisi az kalmış solmuş sanıyordum. Yani o zamanlar benim için ikisi aynı mavilikti. Sadece bir tarafı daha çok maviydi. İçimde hâlâ büyümeyen kız çocuğunu göz önünde bulundurursak ben hâlâ aynı mavilik olarak saymak istiyorum. Çünkü benim denizim yok. Sadece kafamı kaldırınca o huzuru biraz da olsa hissedebiliyorum. O yüzden gökyüzünü denizin maviliğiyle bir sayabilirim. Tek sıkıntı, bazen de öyle anlar oluyor ki sadece kafamı kaldırmak yetmiyor. Çünkü kafamı kaldırınca olduğum yerden soyutlanmıyorum. Sesleri susturamıyorum. E çizgi film karakteri de değilim ki aya merdiven dayayayım. İşte tam da bu yüzden deniz... Gökyüzüne kaçamam ama denize kaçabilirim, orada nefes alabilirim...
Duygu ve Düşünce
"Çok yazıyorsun diyorlar da bu yazışın gerçek sebepleri üzerinde durmuyorlar. Kalemimden başka geçim imkânım yok..." "Ben gerçekçi yazarım. En iyi bildiğim konuları alırım. Varlıklı yurttaşların yaşayışlarını bilmiyorum, nasıl yaşadıklarından haberim yok." "Ne olursa olsun, roman konusunda hâlâ ilk zamanların heyecanı içindeyim. Öldürmeyip süründürüyorsa da, romancılık mesleğimi seviyorum..." "Bu satırları sabahın beşinde, buz gibi odamda yazıyorum... Ne odun, ne kömür, ne de hemen odun kömür alacak para var..." "Yurdumun ve yurdumun insanlarının mutluluğu, benim ve çocuklarımın da mutluluğu demektir. Yani, milletim gelişirse, ben de, bana bağlı olanlar da gelişir, iyi günlere ererler." "Kemal, etiyle kemiğiyle yaşayan insanların hikâyelerini anlatıyordu. Bu varoluş ve biçimleniş, onun edebiyatının benzersiz yönü hususunda belirleyici bir etkendir." "Kitaplar bir yönüyle arkadaşı bir yönüyle de akıl hocası olup çıktı." KafkaOkur - Sayı 111 (Haziran 2026) Orhan Kemal KafkaOkur Dergisi
1000Kitap
Reklam
Zerdaliler - Hüsnü Arkan
Ay nerde doğsa oradaydık Dallarda zerdali çiçekleri Savrulur gider rüzgâr esince Bütün bir bahar böyle geçti Anlardım aklından geçenleri Sustukça konuştuk sanki Sevdaymış meğer bu içimizde Yıllardır uyuyan deli Sessizlik sensin geceleri Fincana kahve koydum gel, ah Bugün şeytana uydum gel Ay doğdu dağın üstünden, aman aman Dallarda beyaz çiçekler Dayandım gecenin karasına Artık kimse kıramaz beni O kül gibi deniz o sessiz kız Kayıp bir sandala binip gitti Ne sen söyledin derdini Ne ben sevdiğime inandım Unut geçen eski günleri Bunca yıl sonra nasılsın? music.youtube.com/watch?v=Lis0Thw...
ben bır kerw besıncı boyuttakı adamı gormustum sızden farkım bu
Yürü Yolu Türk Dediğin
Yürü yolu Türk dediğin, Dişlerinde masum kanı olmaz. Mazlumun kanıyla beslenip, Kendine bir nam koymaz. Uyum değişmez, suyumda Bir damla kan bulunmaz. Türküyü bilmiyorsan eğer, Masallarda yol bulunmaz. On üçünde, on beşinde, Bir akşamın ateşinde; Umudun umut olduğu yerde, Yanar yürek güneşinde. Ne bir gülüm kaldı artık, Ne de koyacak noktam. Gülerim yine kardeşime, Ölüden medet ummam. Ölüden medet umulmaz, Hakikat yalanla dolmaz. Yürü, yürü Türk ol da gör; Türk'ün hükmü adalettir. Sana ilâç, bize yol; Hükmümüz hep adalettir. Sende olmayan ruhu kim Cesaret edip de bulur?
Şiir
1125
Annem, Bir gün tırnağı kırılınca "Annem" diye ağladı, Domates keserken parmağını kesince de, En çokta soğan soyarken ağladı "Annem"diye! Ben, Neden "Annem" diye ağladığını düşünürken, Sıktığım dişlerimin başarısıyla "Annem" diyince, Seslendi odadan "Oyy Annem" diye! Anladım en sonunda "Annem(i)"; Bir insan sığ(ın)acaksa çıkarsız bir yere, Bu ancak bir annenin, Rahmi, Karnı, Kucağı ve Kalbi olabilir... Ben de artık varayoğa "Annem" diye ağlıyorum... Derda Yuşa
Reklam
Reklam